Ağustos, 2007 Arşivleri
Sabah Manzaraları
Bu gece uyku tutmadı. Yatağa yattım ama uyuyamadım, türlü düşünceler içinde döndüm durdum yatakta. Sabah 06:20 sularında yataktan kalkıp bizim mutfak balkonuna oturdum. Bu balkon bizim sokağı ön cepheden görüyor. Sabahın ilk ışıklarını ve güneşin tepemize dikilişini gördüm. Bazı enstantaneler yakaladım, okumak isterseniz buyrun…
- Balkona ilk oturduğumda karşı sokakta en alt katı Bim olan apartmanın oraya gölge 4. kattan vuruyordu. Kalktığımda ise gölge Bim’in üstüne kadar çıkmıştı.
- Dikkat ettim tüm kumrular bizim evin önündeki boş arazide bir noktaya konuyorlar. Belki 4-5 tanesi aynı noktaya gelip yeniden uçtu. Vardır bir hikmeti elbet.
- Beyaz bir kedi vardı sokağın tam ortasında. Kendi abartısız orda yarım saat kadar aynı pozisyonda durdu. Bir ara yan taraftaki inşaat işçilerinden birisi geldi. Ben kedi kaçacak deyip ne yöne gidebileceğini tahmin etmekle meşgulken adam yanından geçti ve oralı bile olmadı. Ama aynı inşaata motorla gelen misafirlerden korkmuş olacak ki hemen kaçıverdi.
- Bizim apartmandan güzel bir kız çıktı. (Eyvah güzel dedim, Hülya beni oyacak!) Üst kısmını kısmen açıkta bırakmış olan bir badi giyen kızımız sokağın yokuş bölümünü çıkarken hiç kimse dikkat eder mi etmez mi diye aldırış etmeden bir güzel deodorantını koltukaltlarına sıktı. Tabi benim onu gördüğümü görmedi. En kısa zamanda yüzüne vuracağım bi deodorant şişesiyle!
- Yan taraftaki inşaata işciler gelmeye başladılar erken saatte. Bu adamların bu kadar erken geldiklerini bilmiyordum. Neyse bir tanesi baktım 6. katta iskele çakıyor. Adama bakarken ister istemez kendimi öne doğru eğdim. Yükseklik korkusu var bende. Bir daha da kolay kolay bakamadım o adama.
- Bizim yöneticinin arabası bozuldu, bujiler meme yapmış sanırım. (Çokta anlıyorum ya, neyse) Neden sonra çalıştırdı arabayı gitti. Balkonda beni görünce fiyakası bozuldu biraz, çünkü arabanın altına kadar yattı tamir etmek için. Bende oralı olmamaya çalıştım ama gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Bir ara balkondan kalkıp içeri gittim gülüp geldim.
Yorum YokSiteye Reklam Aldım…
Google Adsense dışında başka bir yerden de siteye reklam aldım. Umudum odur ki hayırsever arkadaşlarımız, ahbaplarımız gelip tıklarlar reklamlara. Belki bende biraz para kazanırım. Yok kazanamayacağımı biliyorum ama yine de böyle bişey olmasını temenni ediyorum. O sevgili arkadaşlarım en azından sayfaları dolaşsınlar be, belki tıklayacakları türden bir reklam vardır. : ) Görüntü kirliliği için şimdiden sizlerden özür diliyorum. Keşke babam zengin olsaydı ve ben reklamsız bir blog sunabilseydim size…
1 YorumDua’nın gücüne her zaman inanın…
Az önce Nahnu’da okudum. Kendisi Bakara suresinin 186. ayetini yazıp koymuş. Dua ile ilgili bir ayet. Dua iman noktasında insanın Allah’a sığınabileceği yegane merci bana göre. Dua’nın gücüne hep inandım, hep başvurdum. Birkaç örnek vermek istiyorum size kendi hayatımla ilgili. Lütfen bunların gerçek olduğunu bilerek okuyun.
- Ortaokula gidiyorum o zamanlar. Orta 3′teyim. İngilizce dersinden kalacağımı biliyorum. Kalırsam hem teşekkür belgesi alamayacağım hem de annemlerden iyi bir fırça yiyeceğim. O zamanlarda iyi hatırlıyorum, çocukluğun kaosuyla bu durum arasında bocalarken ister istemez Allah’a yakarmıştım. Karne günü önce elime Teşekkür belgesi verdiler sonra kırıksız karnemi, notlarım iyiydi zaten. Ancak ingilizceden geçmiştim. Hala duaya bağlarım bu durumu. Şebnem Ferah’ın şarkısı meşhurdu o zamanlar, o gün yeniden dinlediğim dizelerde şunu söylemişti: Kim Yenmiş Kaderi Duayla? (o senenin yazı tüm vakit namazlarımı kılmıştım)
- Bu yıl, anatomi finaline hazırlanıyorum, bilseniz ne kadar ağır ve meşakkatli bir ders olduğunu. Alt komşumuz Selvi abla bir dua getirdi. Yarın finale gideceğimi biliyordu. Bu duayı oku ve öyle git sınava dedi. Böyle büyükçe bir A3 kağıdı. (A4 değil, daha büyük) Dua’yı okudum. Allah’ın takdiri ki ben sabah 07:48′de kalktım. Sınavın daha geç bir saatte olduğunu düşünerek fazla acele etmeden aheste aheste okula gittim. Bir de ne göreyim, sınav başlamış hatta yarım saat bile geçmiş. Hocalardan izin isteyerek sınava girdim. Allah’a şükür tüm soruları yaptım. Sonrasında da Anatomi Uygulama Finali’ne girdim, orda da elimden geldiği kadar soru yaptım. Testten (geç kaldığım sınav) 58 aldım Uygulamadan da 74 ve 66 final puanıyla Anatomi’yi geçtim.
- Sadece Anatomi değil bu yıl tüm derslerim ve kendim için dua ettim. Allahım ne olur derslerden kalmayayım diye. Nitekim kalmadım, hala bu işin sırrını kendi çalışmama değil, tevekküle duaya borçluyum.
- 2005 yılı, dikey geçiş sınavına gireceğim. Ancak sınavdan 3 gün önce öyle bir hasta oldum ki anlatamam. Yataklardan kalkamıyorum. Tüm işlerimi arkadaşlarım yaptırıyor, yediriyor, içiriyor, giydiriyor. Pazar sabahı da sınava kalkıp gittim güç bela. Allahım ne ızdırap. Ne acı! Sınav başladı velhasılı. Bir beş dakika kadar kendime gelemedim. Karnımı tutup sıranın üzerine kapaklandım. Bir yandan kıvranıp bir yandan da dua ediyordum Allah’a. “Allah’ım ne olur bana güç ver, Anamın Babamın yüzünü kara çıkartma” diye dua ettim. O sınavdan çok iyi bir puan alarak Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedaviye yerleştim. Hala hatırlarım o sınav gününü. Geri dönerken bile çok dualar ettim Allah’a. Ne olur Allah’ım eve ulaşabileyim diye.
Böyle böyle birçok olay var hayatımda ama en çok yazmayı istediklerim bunlar arkadaşlar. Lütfen duaya inanın, kendinizi biçare hissettiğinizde Dua’ya sarılın. Yemin ediyorum size içten, samimi bir yakarışa Yaradan karşılık verecektir. Dua’yla kalın…
1 YorumHırs Yaptım Arkadaş!
Sitepoint’te geziniyorum. Adamlar yaptıkları tasarımları satıyorlar, envayi çeşit design var. Xhtml Css, Flash, Logo, Wordpress tema, Full website artık aklınıza ne geliyorsa. Yahu satılan tasarımlara bakıyorum, Unique Design yazısını yapıştıran satmış arkadaş ya tasarımını. Ben yapamaz mıyım lan bunu diyorum kendi kendime. Yaparım, eee? Sonuç yok. Özgüven eksikliği var bende. Bunu farkettim ben. Kendi sitem için uğraştığım gibi Unique bir wordpress teması yapıp satmaya kalksam hem para kazanırım hem de bu işten keyif alırım. Ama yapmıyorum.
Ben de hırs yaptım abi, mevcut Xhtml ve Css bilgimi biraz daha genişleticem. Sonra şu sıfırdan Wordpress teması yapma olayını bi araştırıcam. Bakalım bakalım nasıl oluyor. Kimbilir belki birgün bende tasarımlarımı açık arttırma usulüyle satarım be. Bir de kesinlikle dil öğrenicem, Asp, Php, Jsp ne olursa olsun… Kendimi geliştirmenin zamanı geldi de geçiyor bile…
4 YorumKorku dediğin şey nedir ki? (Mezarlık Anısı)
Siz deyin 8 ben diyeyim 9 yaşlarındayım. Hatırlıyorum yaz tatiliydi, köyden yeni gelmiştik. Kuran kursuna yolluyordu annem beni her sabah. İlme irfana aç olduğumuz zamanlar. Subhaneke’yi Elif’i öğreniyordum. Bir yandan da korkunun damarlarıma işlediğini hissediyordum. Manevi aleme harf ile sure ile daldıkça içimi bir korku kaplamıştı. Çocukça biliyorum ama o sıralar korkuyordum ölesiye. Neyden mi: Ölmekten!
Çok ağladığımı bilirim, biz ölünce ne olacak, ben ölünce ne yapacağım. Allah’ım ya annemler yanımda olmazsa! Türlü hülya içinde uyuyamadığım geceleri, kabuslarımı, sayıklamalarımı bilirim.
Derken birgün babamla mahallenin aşağısındaki çarşıda bir işimiz oldu. Sanıyorum sular kesildi, biz de benim kurs gördüğüm camiye gidecektik. Allah’ım o ne andı, ne şiddetli muharebe! Bir mezarlığın içinden geçmek zorundaydık. Çünkü en kestirme olan yol o mezarlığın içinden geçen yoldu. Elimizde su bidonları düştük babamla yola. O önde ben arkada. Derken mezarlığın o grimsi duvarları göründü. Sonra girdik içeriye. Elimizde bidonlar olduğu için babamın elini tutamıyordum. Hey anam hey, hey babam hey, korku neymiş ben o zaman öğrendim işte. Babam biraz uzaklaşınca koşar adımla geliyordum ardından. Sanki mezarların birinden bir ruhani cism çıkacakta önümü kesecek gibi geliyordu bana. Mezarlığın dar merdivenlerinden alabildiğince hızlı inmeye çalıştım. O 2-3 dakikalık anda korku denen şeyin ne olduğunu iliklerime kadar hissettim. Çocukluğumun en saf belki de en ürkütücü anısıydı bu.
Mezarlığı geçtik, arkamı dönüp baktım, şehrin ışıkları yansıdı mezar taşlarının üzerine. Bakakaldım öylece. Bu yalan gerçeklik, bu çok korktuğum ölümün içinden bir daha geçecek miydim şimdi? Hayır olmazdı, yapamazdım bir daha. Babam korktuğumu anlamış olacak ki uzun yoldan evimize geri döndük. Beyhude korkularımı o zamandan sonra yenmeye başladım, normal bir çocuk olmayışım, kendi kendimi de normal olarak niteleyemeyişim o zamanlarımdan kalmadır benim. Düşler, düşlerin içindekiler, hayal mi gerçek mi olduğu belli olmayan türlü cisimler. İnsanın gördüğü kafasının içindekiler değildir aslında, yoksa neden iman ettin be Ademoğlu! Rabbin yarattığı her türlü nimeti bilen, her şükründen yararlanan biçare inanmayışın bunlara mı yoksa kendine mi? Hem söyle korku dediğin şey nedir ki?
Yorum Yok