Ocak, 2008 Arşivleri

Her Forum Kirlenmek Zorunda mı?

Blograzzi.com gönderilerine bakarken dikkatimi çekti. Forumda yaşanan tatsız olaylar sonrasında forum konusunda bazı yaptırımlara gidilmiş. Bununla birlikte canımız ciğerimiz Wordpress Türkiye Forumları’nda ise bir başını almışlık bir boşluk gidiyordu ki 3 yeni arkadaşımız oraya editör olarak atanmış. Ancak hala dengesiz yazılar ve forumlar bulmak mümkün. Yine takıldığım bir başka forum olan r10.net’te ise benzer görüntülere rastlıyoruz. Allah’tan r10′un yönetim kadrosu bu tarz durumlara pek prim vermiyorlar.

Demem o ki bu tarz forumlar özellikle insanların çok yararlandığı ve bilgi paylaşımında bulundukları yerler birgün kirlenmek zorunda mı? Veya bu kadar çabuk mu kirlenmek zorunda. Aradığı bir bilgiyi bulmak için koşuşturan veya bilgisini diğer kişilerle paylaşmak isteyen kişilerin bunca sıkıntıyı çekmesi ne kadar doğru? Açıkçası bu durumları görünce oralarda yazmak ve bilgimi paylaşmak istemiyorum.

Yazmış olduğunuz bir bilgiye alakasız karşılık vermeler, alakasız forum konuları açmalar, başkalarına suç atmalar. Bunlar bizim forumlarımızda olması gereken şeyler değil. Tamam karşıt görüşler tartışmalar olabilir ama daha fazlası bilginin zarar görmesine neden olur. Daha fazlası insanları soğutur.  Gelişim için bilgi için daha fazlasını yapmamız gerekiyor. En azından ben böyle düşünüyorum.

1 Yorum

volkank.com yeni tasarım yeni bir başlangıç

Uzun süredir tek kolonlu mavi ağırlıklı tasarımı kullanıyordum. Sitemiz ziyaretçileri bilirler. Bu sitemin kaçıncı yeni başlangıcı ve tasarımı bilmiyorum. Ancak hayatımızda yaşadığımız bazı dönüm noktalarından sonra kendimizi iyice dibe vurmuştuk. Ziyadesiyle kaldığımız derin kuyulardan çıkmanın tek yolu Allah’a daha fazla sarılmak ve Trance Müzik oldu. Haliyle sitemize de bir el attık.

Zira Google Amca bize yani volkank.com sitesine son yapılan Pagerank güncellemesinde 4 vermiş. Bu zamana kadar hiç olmayan bir değer bu. Hep 3 olan pagerank’ımı 4 görünce ben de şaşırdım ama Google bizi seviyor işte.

Tasarım konusunda birçoğunuzun “abi bu ne ya, her yer bembeyaz” tarzı şeyler söyleyeceğini umuyorum. Ancak beyaz ağırlık bundan sonra tasarımlarımda kendini ziyadesiyle hissettirecek bunu şimdiden sizlere söylemek istiyorum. Yeşil’e olan aşkım ve Beyaz ile harika uyumu nedeniyle böyle bir tasarım yapmayı uygun gördüm. Tamamen “Minimalizm” kokan bir havası var. Gereksiz şeylerden uzak ve kararlı. Sitenin sağına soluna fazla bakınmadım, hata ve yanlış görenler varsa bildirsinler.

volkank.com v3 önce bana sonra blog camiasına sonra aileme sonra arkadaşlarıma sonra eee sevenlerime, sonracığıma hayranlarıma armağan olsun… Amin!

(Siteyi tasarlarken neler dinledik? Cevap;

Paul van Dyk - In Between, Dj Yahel - Butterfly (Trance Mix), Infected Mushroom - Muse Breaks (Remix), Richie Hawtin abimizi unutmadık, arada çaldık, sonra Goa Trance ile coştuk, bazı noktalarda dans etmekten kod yazmayı bıraktık, Sander von Doorn‘un Ah.FM’deki setini ezberledik, Leon Boiler abimizin muhteşem setinin sonuna doğru tasarımı bitirmiştik. Kalan gereksiz işleri de yaparken Daft Punk‘ın efsane şarkısı One More Time ile kapanış yaptık… Yaşasın Trance müzik ve yaşasın Electro Ambient!)

13 Yorum

İnsan Beyni: Hipotalamus (Hypothalamus)

Hipotalamus

(Arkadaşlar önceki yazımda söylemiştim bundan sonra daha eğitici öğretici şeyler yayınlayacağım diye. Bu yazı dizisinden itibaren İnsan beyni ve nöroanatomisi konusunda bilmediğiniz belki de daha önce hiç duymadığınız şeyleri sizinle paylaşacağım. Bunca zaman görmüş olduğum Nörofizyoloji ve Nöroanatomi, Uygulamalı İnsan Anatomisi derslerinden sonra sanırım bu tarz konular hakkında biraz ahkam kesme hakkım oluyor. Bu yazı dizisini 4-5 kaliteli makale ile devam ettirmeyi düşünüyorum. Önce Hipotalamus…)

Hipotalamus Nedir?
Hipotalamus beyinde, cranium içerisinde bulunan Thalamus adlı organımızın altında yer alan çok küçük bir organdır. Yunanca tabiriyle Hypo ve Thalamus kelimelerinden oluşur. Manası ise Talamus altında demektir. Devamını Oku…

4 Yorum

Hayat Devam Ediyor Be Volki…

Selamlar herkese…

Bu yazıdan önceki yazıyı tam 20 gün önce yazmışım. Her ne kadar volkank.com benim sitem olsa bile buraya son yaşadığım olaylardan sonra gelmek ve yazı yazmak içimden gelmiyordu. Çünkü kimsenin tahmin bile edemeyeceği buhranlar, sıkıntılar yaşıyordum. Hala da yaşamaya devam ediyorum aslında. Ancak biryerlerden başlamak gerekiyordu tekrar yaşamak için. Gönül işlerimiz kötü gitse bile bunu kendimize siper yapıp hayatımızı yarı yolda bırakacak değiliz. Ama ben öyle yaptım. Koptum herkesten herşeyden… İnternetten bile hatta. Girmedim günlerce… Bakmadım hiçbir siteme…

Çok konuşanlar oldu benimle, derdimi soranlar, dinlemek isteyenler oldu. Allah razı olsun ne kadar çok sevenim olduğunu anladım. Bana değer veren insanların olduğunu gördükçe tırmanmaya başladım kapalı kaldığım kuyudan. Şimdi daha iyiyim…

Allah Teala benim yaşadıklarımı hiçbir kuluna yaşatmasın. Güncemin ne olacağını merak edenler varsa söyleyeyim; yakın zamana kadar makyaj yapıp yoluma devam edeceğim. Kişisel yazılarımdan ziyade daha fazla araştırma ve bilgi ağırlıklı yazılarımı okuyacaksınız. Elbette kişisel de yazacağım ancak madem ki internette yer kaplıyorum bari insanlara bir faydam olsun. En azından ben böyle düşünüyorum.

t-infection.com ise yoluna dolu dizgin devam edecek. Yeni makaleler hazırlıyorum, kafamı toplayıp bir girişebilirsem iki üç makale birden ardarda yayınlayacağım.

He unutmadan siteme bu sıkıntılı dönemlerimde gelip yorum yazan bana destek olan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Yorumlarınız onaylandı ancak konunun daha fazla üzerine gitmek istemediğim için yorumlarınıza cevap yazmıyorum.

Allah hayatımdaki herkesten razı olsun… Herkes söyledi ama bir kez de ben kendime söylemek istiyorum; Hayat Devam Ediyor be Volki!

Hayat gerçekten devam ediyor… Yeni aşklarda, yeni sevgi limanlarında görüşmek üzere… (Allah’ım dengesizliğe bakın ya… bunları ben mi yazıyorum siteme, hem de kendi siteme yahu olacak iş değil. :) Ben hakikaten dengesiz bir insanım…)

Nerede kalmıştık?

5 Yorum

Ömrümden Ömür Gitti

Bu hafta sonu ömrümden bir ömür gitti. Hayatımın hiç bir döneminde kendimi bu kadar kötü hissettiğimi hatırlamıyorum. Kendimi hiç ama hiç bu kadar kaybettiğimi bilmiyorum. Bunu da yaşadım, bunu da yaşattılar…

Haftasonu bir telefon görüşmesi yaptım. Sonrasında ise deliye döndüm. Telefonumu kırdım önce. Kendimi o anda kaybettim. Mutfaktaydım ve mutfakta ne varsa dağıttım, kırdım, çarptım. Arkadaşlarım koştu hemen noluyor diye. Ellerinden kurtulup duvarları yumruklamaya başladım. Yumruklarımı o kadar hızlı ve sert vuruyordum ki iki tane kapıyı birden kırmışım. Sonraları farkettim. Havaya kaldırıp fırlatmamla birlikte masa ve sandalyelerde kırılmış.

Sakinleştirmeye çalıştılar beni, önce sigara içirdiler, yetmedi bir tane daha, yetmiyor bir daha daha. Olmadı, su içirdiler yine geçmedi. Tüm bu olanlar esnasında döktüğüm gözyaşının haddi hesabı yoktu tabi. Bir yandan ağlayıp bir yandan “Bırakın beni ben Ankara’ya gidicem” diyordum. Bırakmadılar tabi, komşular sesime duyup kapıya dayandılar, ne oluyor diye. Ağlamaktan kendimi bitap düşürdüm. Yumruklarımı sıktım, dişlerimi birbirine geçirdim bir yandan da. Hala kanıyor oram buram ansızın.

Sakinleşmeyince beni dışarı çıkardılar. O soğuk havada biraz dolaşırsam iyi gelir diye. Hala ağlıyorum üstelik. Onlar montlarını giyip atkılarını berelerini aldılar bense montu bile zorla giydim önüm açık dolaştım soğukta. Hala ağlıyordum. Hala söyleniyordum. Hala anlatmaya çalışıyordum.

Saate bakıyordum durmadan. Maksadım gece 12 otobüsüne yetişebilmekti. Bizimkiler beni iki koluma girerek tutmuşlar tabi. Ben bir yere kıpırdayamıyorum. Hala bilet alalım diye diretiyorum. Onlarda tamam alacağız, beraber alacağız diyip beni oyalıyorlar. bir ara inandım ve onlarla birlikte yürümeye başladım. Aman ne yürüme, kollarım ve bacaklarım resmen bana isyan ediyorlar! Yürümemekte kararlılar. Böyle bir zonklama böyle bir acı yaşamamıştım daha önce.

Zor bela aşağıya indik, bilet almak için yönelince beni yine tuttular, hala ağlıyorum. Volkan önce benim hastanede birini görmem lazım dedi Adnan. İnanmadım tabi, beni vazgeçirmek için yapılmış bir hareketti bu. Sonra Haydarla Adnan zorla kollarıma girdiler ve gel daha vakit erken alırız bileti beraber diyerek beni götürmeye başladılar.

Adnanın çalıştığı hastaneye doğru yürümeye başladık. Allahtan fazla mesafe yoktu. Hastanenin oraya kadar geldiğimi hatırlıyorum ama hastaneye nasıl geldiğimi hatırlamıyorum!!!!!!!!!!!!!!

Gözlerimi acil serviste açtım! Bayılmışım meğerse… Beni hemen oradan taksiye bindirmişler. Acilde Adnanın arkadaşları gelmiş hemen yanımıza, ben gözlerimi açınca bi panikledim tabi önce ne oluyor diye. Başımda tanıdık tanımadık 10 kişi var. Bir hemşire yanaştı sonra, tansiyonumu ölçtü. Servise alalım dediler. Hala kendimdeyim ama arasıra içim ağlamaktan geçiyor sonra yeniden kendime geliyorum. Böyle böyle sanırım bi yarım saat sedye üzerinde kıvrandım. En son Mehmet abinin “şu çocuğa acil damar yolu açalım allah aşkına” dediğini duydum. Sonra gözlerim yine karardı.

Belli bir süre sonra uyandım. Servise çıkmışız, orda kendime geldim. Bana tost getirmişler yiyeyim diye. Tabi yiyemedim. Kendime zor hükmediyordum. Hemen bir sigara istedim. 2 saat önce yaşadıklarım aklıma geldi birden, yeniden ağlamaya başladım. Kendimi tutamıyordum. Bir ağlayıp bir iç geçiriyordum. Zorla birşeyler yedirmeye çalıştılar olmadı, tostumdan 2 ısırık aldım anca onları da çiğneyemeden yuttum.

Sonra hastaneden çıkalım dedim. Kolumdaki saate bakıyorum hayli geç ama ne de olsa her saat otobüs bulurum diyorum içimden. Bizimkilerinse beni bırakmaya hiç ama hiç niyetleri yok. İyiyim ben dedim, kendime geldim dedim dinletemedim. Zorla bir lokantaya götürdüler. Sevdiğim yemekleri söylediler ama nafile, yiyemedim. Lokantada çalan müzikleri duydukça hıçkırmaya başladım. Hıçkırdıkça bizimkilerin bana acıyarak bakışlarını gördüm! Acınacak haldeydim çünkü… Benim gibi bir insanın hıçkıra hıçkıra ağladığını ilk defa görüyorlardı.

Çıktık oradan eve gittik taksiyle. Yürüyebileceğimi söyledim ama dinletemedim. Eve geldik biraz daha ağladım evde, bir yandan da üşüyen bedenimi nasıl ısıtsam diye düşünüyordum. Sobanın karşısına geçiyorum olmuyor, defalarca sigara içiyorum olmuyor. Bir türlü ısınamadım, titremekten bir hal oldum.

Adnan sonraları cebine koyduğu Diazem’i çıkardı. Volkan sana bunu yapacağız güzel bir uyku çekeceksin dedi. Ben de istemiyorum onu dedim. Ben oturucam daha kendimdeyim dedim. Yok illaki vurulacaksın yok vurulmayacaksın diye diye neredeyse bana zorla ilaç vereceklerdi. Hani ilaç almadan da sakinleşecek bir halim yoktu açıkçası. Dakka başı insanın tepesi atarda bağırır mı ya. İnsan dakka başı şangır şangır yaş boşaltır mı gözünden. Yaşlarda bitti şimdi ağlayamıyorum bile…

Bizimkileri yatırdım gecenin ilerleyen saatlerinde. Söz verdim bir delilik yapmayacağıma dair. Tabi adnanın kapıyı kilitleme sahnesi gözlerimin önüne geldi. Ben diyorum ama inanmıyorlar tabi. Sabaha kadar oturdum, ağladım, sızlandım, Allah’a dua ettim… Böyle böyle uyuyakalmışım.

Ertesi gün Mehmet abi geldi, halimi hatrımı sordu. Uzun uzun konuştu benimle. Nasihat etti. O nasihat ederken hala elimde sigara hala ağlıyorum bende. Biraz kendime geldim. Sonrası malum evden hiç dışarı çıkmadım. Tüm ihtiyaçlarımı bizimkiler halletti sağolsunlar.

Bana bunu yapana, bu kadar eziyeti çektirene bir çift sözüm var!

Merak etme, beddua edecek kadar düşmedim. Beddua etmem de zaten. Ama Allah biliyor ya bana bunları yaşatmaya hakkın yoktu. Ben seni deliler gibi sevmiştim, mesafeler aramıza girse de sevmiştim. Yürekten bağlanmıştım sana. Burada olduğum yıllar boyunca bir Allah’ın kuluna meyletmedim senin sevgini bırakıpta. Seni bir an olsun aklımdan çıkarmadım, seni üzdüm seni ağlattım ama ben de ağladım. Hep sana geleceğim, sana kavuşacağım günün hayaliyle yaşadım. Şimdi anlıyorum ki boşmuş herşey…

Verdiğin sözlerin, yaptıklarının, bana söylediklerinin ne kadar anlamsız olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Seni sevmiştim oysa ki… Yürekten, içimden gelerek, seni benimseyerek sevmiştim. Hayaller kurmuştum. Boşmuş be…

Sana söyleyeceğim tek şey kaldı; Cenab-ı Allah seni ve aileni mutlu etsin. Üstünüzden bolluk bereket eksik olmasın inşaallah. Eviniz haneniz iyi geçimler görsün, yakınların dostların seninle birlikte mutlu olsunlar. Sen de mutlu ol… İlelebet mutlu ol… Çünkü…

Çünkü ben yine eski günlerdeki volkana döndüğümde sen mutlu olmak zorundasın, bir gün bir haberimi aldığında, volkan kendini doğramış diye duyduğunda sen mutlu olmak zorundasın. Yapacağın ve de yapabileceğin tek şey bu. Birgün beni harap bir halde gördüğünde yapacağın tek şey mutlu yuvana daha da fazla sarılmak olacak. Evini, geleceğini, anneni babanı düşünmek olacak…

Ben bu haldeyken olabildiğince mutlu ol… Gül, eğlen, yeni insanlarla tanış, benimle yapamadıklarını yap. Söyledim ya yapabileceğin tek şey bu.

Bunları yapmazsan mutlu olamayacaksın, ailenin istediği hayatı süremeyeceksin bunları aklından çıkarma. Allah biliyor…

BU YAPTIKLARINI HAK TEALA GÖRECEKTİR!
BU ENKAZ ELBET BİRGÜN TEMİZLENİR, AMA…
SENDEKİ ENKAZI BU SAATTEN SONRA KİMSE TEMİZLEYEMEZ!
ANDIM OLSUN, DÜNYA AHİRET İKİ ELİM YAKANDADIR!

(Ziyaretçilerime not; uzun süre bu günceye yazı yazmam, zaten kapatmayı düşünüyorum, içinde bulunduğum psikolojik durum buraya gelip birşeyler yazmaya uzunca bir süre engel olacak gibi, t-infection.com’da kapanacak ve web’den elimi eteğimi çekeceğim, bu yüzden sizlerden özür dilerim)

6 Yorum

« Önceki Sayfa