Nisan, 2008 Arşivleri

1. Fizyoterapi Öğrencileri Kurultayı Yapıldı

Kıbrıs maceramızdan sonra mesleğimizle ilgili daha doğrusu öğrencilerimizle ilgili bir güzel olay daha yaşadım. Pamukkale Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu öğrencilerinin ön ayak olduğu bu güzel girişimde Türkiye’de bulunan tüm Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokullarından öğrenciler Fizyoterapi Öğrenci Platformu için davet edildi. Bizim okulumuza da gelen davette ben de oraya gitme fırsatı buldum.

Pamukkale’deki kardeşlerimiz herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüşler. 8 kişilik kafilemizde bizi hemen otogarda karşılayıp yurda götürdüler ve güzel bir yemek yedik. Sonra gelen diğer öğrenci kafileleriyle tanıştık. Hoş ve keyifli bir geceden sonra sabah Kurultay’ın yapılacağı Pamukkale Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi’ne geldik. Gerçekten Pamukkale’nin çok güzel bir kampüsü ve kampüs yaşamı var. Cumartesi olmasına rağmen bazı bölümlerin sınavları vardı ve kampüs gerçekten çok hareketliydi. Kurultay’da güzel sunumlar yapıldı. Okulumuzunda kurucularından Prof. Dr. Uğur Cavlak konuşması ve katılımı ile bizi cesaretlendirdi. Bununla birlikte Türkiye Fizyoterapistler Derneği’nin de katılım bazında desteğini görmek güzeldi. Öğrenci kardeşlerimizi tanıdık ve birlikte çok eğlendik.

Kurultay sonrası Pamukkale gezisi ve daha sonrasında kalacağımız otele hareket oldu. Gezimiz çok güzeldi. Tüm öğrenci arkadaşlarımız ve bizler bir güzel eğlendik.

Kurultay’da konuşulan şeylerden bahsetmek isterim ancak bunu kimse anlamaz. Ancak güzel kararlar alındı ve bir yönetim kurulu belirlendi. Bu bizim için yeterliydi. Bu sayede artık ortak bir platformumuz oldu ve bu sadece bir başlangıç. Seneye hangi okulumuzda yapılacağı kararlaştırılmadı ancak tüm üniversitelerimiz bu iş için gönüllü ve hangisinde yapılırsa yapılsın seneye olacak organizeye de katılacağım (inşaallah).

Otelimiz ve otel imkanlarımız çok iyiydi. Cumartesi gecesi disco’da geç saatlere kadar eğlendik. Ertesi günse her öğrenci kafilesinin temsilcileri toplanarak belli başlı kararlar aldılar. Hoş ve güzel bir oluşumun içinde olmak hele ki ilk defa yapılan bir girişimde yer almak hoşuma gitti.

Pamukkale Üniversitesi ve onun nezdinde katılımda bulunan başta Dokuz Eylül, Hacettepe, İstanbul, Muğla, Dumlupınar, İzzet Baysal, Haliç Üniversitesinde Fizik Tedavi Rehabilitasyon Yüksekokullarında okuyan öğrenci kardeşlerimize çok çok teşekkür ediyorum.

Güzel dostluklar kurmak ve meslektaşlar tanımak güzeldi. İnşallah bu toplantılarımız yönetim kurulunun faaliyetleri çerçevesinde devam edecek.

Yorum Yok

7. Rehabilitasyon Günleri’nin Ardından

Seminer'den bir kare ve ben!

Uzun süredir günlüğüme yazı yazmadığımın farkındayım. Bunun birçok nedeni var aslında ama asıl büyük neden geçen hafta sonu Kıbrıs’ta olmam ve bu hafta da sınavlarımın yoğun olmasıydı. Bu yazımda sizlere az çok Kıbrıs maceralarımdan bahsedeceğim.

Okulumuz öğretim elemanlarının Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Birliği ile ortaklaşa düzenlediği bu güzel Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Günleri’nde birçok güzel şey öğrendim. Birçok konuya olan yaklaşımım değişti. İleride uzmanlık alanıma ilişkin bilgiler aldım ve geleceğimi nasıl yönlendireceğim konusunda bir iki fikir edindim. Bunlar benim açımdan çok güzel gelişmelerdi. Ayrıca Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon’un hem ülkemizdeki hem de dünyadaki gelişimini yakından takip etmiş olduk. Bunlar benim için birer ilk olmakla birlikte çok güzel şeyler olarak hayatımın bir tarafına kazındı.

Kıbrısa ilk defa gitmiş birisi olarak oldukça şaşırdım. Burada alışkın olduğum şehir yaşantısı orada yok. Hayat daha sessiz sakin ve dingin. Bu nedenle biraz şaşırmadım desem yalan olur. Ayrıca Kıbrıs gerçekten yaşanılacak bir yer bunu anlamış bulunuyorum. Sağı solu her yeri yeşillik ve insanı ferahlatan bir havası var. Halkı ve insanların birbiri arasındaki ilişkiler çok güzel. Bu nedenle Kıbrıs’ta olmaktan büyük bir mutluluk duydum.

Bu arada hayatımda ilk defa uçağa bindim ve gerçekten ilk binişimde çok korktum. Biraz “düşer mi bu uçak şimdi, yere ne zaman ineriz, daha bitmedi mi bu yolculuk” cümlelerini geçirdim içimden. Ancak 1 saatlik yolculukta neden bu kadar sıkıntı yaptım anlamadım. Velhasılı kelam sağsalim gittik ve geldik.

İnşallah böyle etkinlikler çoğalır ve bizler de böylesine güzel toplantılara katılırız. Daha yazmak istediğim çok şey var ama aklıma çok şey geldiği için toparlayamıyorum. Daha sonra belki biraz daha derine iner ve izlenimlerimi yazarım. Şimdilik hoşçakalın…

Yorum Yok

Hayat Ne Kadar Ritmik Olsa Da…

Evet başlıkta okuduğunuz gibi hayat ne kadar ritmik olsa da ben yine de 135-140 BPM arasında seyrediyorum hayatı. Okulda, işte, evde, her yerde kulağımda kulaklığım ve ruhumda çalan Trance müziğim ile kendimi hayatın ritmiyle dengelemeye çalışıyorum.

Ne yaşanan aşkların acısı, ne hüzünler kalıyor o zaman geriye. Sadece ben ve adeta bütünleştiğim müziğim kalıyoruz hayatta. Bir ezgi kulağımda öyle yankılanırken kendimi boşluğa bırakır gibi bırakıyorum birden. Sonrasında insanın kendinden geçtiği, bilinçaltına indiği, herşeyi geride bıraktığı o aralıktan giriyorum.

İnsanların yüzleri görünüyor gözümde sonra birer birer siliniyor. Sonra bir başkası görünüyor, sonra bir başkası. Yüreğimi ve beynimi bu denli ele geçiren o müthiş melodinin ortasında ağlıyorum istemeden. Üstelik bir yanım coşup kendinden geçerken gözlerim ve benliğim ağlıyor. Herşey için ama herşeye ağlamadan ağlamayı başarabiliyorum. Sanıyorum Trance müziğin bende yaratmak istediği etki de bu. Bu yüzden bu müziği çok seviyorum.

Boşuna demiyoruz “Trance is a lifestyle” diye. Hakikaten öyle… Hayatın ritmini bazen dengelemek bazen de tersyüz etmek için başka bir alternatif yok.

Trance’la kalın!

Yorum Yok

İbret-i Alem İçin Komplo Teorileri!

Kurup kurup duruyorum bünyede bu tarz şeyleri. Neler olur acep diye… Bazılarını paylaşmak istiyorum sizlerle…

- Google denilen zat-ı şahane tüm interneti parasıyla satın alacak. Ama aldığı tüm siteleri ücretsiz kullanıma açacak. Birkaç site dışında internette Google’ın olmayan site kalmayacak. Tüm internet cemaati bu Google sitelerini kullanacak ve bilgilerini girecek. Google tüm bilgileri amerikan hükümetine verecek. Özel hayat diye bişey kalmayacak alemde. Donunun rengine kadar bilecek amerikan şerifleri…

- Amerika hiç yoktan 3. dünya savaşını çıkaracak, hem de İranla savaşmaya başlayarak!

- Küresel ısınma değil soğuma olacak, soğuktan telef olup gidicez alayımız. (tövbe tövbe)

- Yakında insanı komple kopyalayacaklar, bunu da öyle bir güzel hale getirecekler ki isteyen herkes istediği kişiyi kopyalayabilecek. Ah be bi olsa ben kimleri kopyalardım kendime.

- Uçan arabalar çıkacak yakında, ondan sonra havada kazalarda Türkiye başı çekecek. Alkollü Hava Aracı kullanmakta üstümüze olmayacak.

- Su en değerli şey haline gelecek yakın bir zamana kadar. Sonra su savaşları başlayacak. İnsanlar su için birbirini yiyip bitirecek. (Öyle olacak zaten dediğinizi duyar gibiyim)

Acayip şeyler olmayacak gibi değiller ama olacak gibi de değiller. Aklıma geldi öylesine.

Yorum Yok

Can Dündar’ın Fenerbahçe’mize Terbiyesizliği!

Efendim dün yani Cumartesi günü kahvaltı için ekmek almaya çıktığımda bir de Cumhuriyet gazetesi alayım dedim. Baktım ki Cumhuriyet yok ben de elimin altına Milliyet gelince onu aldım. (Yoksa Milliyet okuyan bir insan değilim. Bulursam Cumhuriyet alır ve okurum) Kahvaltı sırasında gazete okumak gibisi yoktur bilirsiniz. Velhasılı gazetemi, ekmeğimi alıp yola koyuldum.

Kahvaltı sırasında ve sonrasında gazeteyi okumaya başladım.  Derken Can Dündar‘ın “Fenerbahçe Cumhuriyet’inde Bir Gece” isimli yazısını gördüm. Can Dündar’ın her zamanki köşesinde değil bu yazı gazetenin 2. sayfasına yazılmıştı. Resim ve taraftar portreleriyle desteklenmiş bu yazı her ne kadar iyi niyetler taşısa da benim hiç ama hiç hoşuma gitmedi!

Sayın Dündar yazısına güzel bir girizgah ile başladıktan sonra iç başlıkta şunu kullanıyor; Şükür Yerine Küfür. Burada bir iki taraftarın stada girmeden önce ve sonrasında yapmış olduğu bir iki küfürü söyleyip enstantaneleri aktarıyor. Hadi buraya kadar tamam ancak bu denli uzun bir yazıda sevgili Can neredeyse yazının yarısını bu küfür olayına ayırıyor.

Chelsea’nın Fenerbahçemiz ile kendi evimizde yapmış olduğu müsabakaya giden ve burada sadece duyduğu bir iki küfürü sayfasına taşıyan Can Dündar bana göre büyük bir yanlış içindedir. Zira maçta yaşanan bu kadar güzel olayı bir yana bırakmış, taraftarımızın bir takım kötü davranışlarını ve polislerle olan küfürleşmesini yazmıştır. Sayın Can Dündar bilmediğiniz birkaç şeyi ben size söyleyeyim;

O statda maç izlememiş bir insan değilim. Hem de çok büyük maçları seyrettim orada üstelik ben bir İstanbulluyum. Fenerbahçemizin maçlarına elimden geldiği kadarıyla gitmeye gayret ederim. Sizin bu gördüğünüz görüntüler ve duyduğunuz sözler sadece Şükrü Saraçoğlu’nda yaşanmıyor. Yarın öbür gün siz bir Beşiktaş veya Galatasaray maçına gidin orada da benzer görüntüleri bulursunuz. Ama yok yazınızda söylediğiniz gibi sizin futbolla pek alakanız yok o yüzden sadece “büyük maçlara” gidebilirsiniz. Bu da haliyle Fenerbahçemizin maçları olur. Ancak neden yazınızın yarısını hala o edilen “küfürlere” ayırdınız bunu anlamak çok güç.

Fenerbahçe Stadında taraftarlar artık küfür etmiyorlar, bu yüzden stadımıza bayan taraftarlarımız, hanımlarımız, kızlarımız dilediği gibi gelebiliyorlar. Takımlarını sahasında yalnız bırakmıyorlar. Sizin o bizlere aşılamaya çalıştığınız manzara bundan 10-15 yıl öncesine ait sayın Dündar! Rakiplerimizle çok değil kısa zaman önce yaptığımız müsabakalara bakarsanız kimlerin sahası kapatılmış kimlere “küfür” yüzünden ceza gelmiş bunu daha iyi anlarsınız sayın Dündar!

Futboldan anlamayan, hayatında doğru düzgün maça gitmemiş birisi olarak bunları yadırgamanız gayet normal. Ancak bunlar saha dışında bakın açıkça söylüyorum saha dışında bir iki taraftarımızın yaptığı ve onlara göre olağan olan şeyler. Ancak hem yönetimimiz hem de tribün liderlerimiz kesinlikle küfre karşılar ve temiz bir stadyum için canlarını dişlerine takıyorlar. Tabi siz kendinize ayrılan ve lüks locada maçı seyrettiğiniz için bunların farkında değilsiniz!

Fenerbahçe ve onun oynadığı muhteşem oyunu yazacağınıza tutup küfür olayından bahsediyorsunuz. Yemin ediyorum aynı gazetenin son sayfalarında alıntı yapılan Yunan Gazetelerinde Fenerbahçe maçının yankılarında sizlerden kat be kat güzel şeyler söylenmiş takımımız için. Siz bunu bile yapamıyorsunuz!

Söylemek istediğim çok şey var ama kendimi tutmak zorundayım. Yoksa kişilik haklarına saldırıdan hakkımda dava açılabilir…

1 Yorum

« Önceki Sayfa