Ağustos, 2008 Arşivleri

Armin van Buuren - In And Out Of Love

Uzun süredir Müzik kategorisine birşeyler karalamıyorum arkadaşlar. Bunda şüphesiz Youtube yasağı da etkili. Zira sizlerle paylaşmak istediğim bir parçayı Youtube bağlantısını vererek biraz da kendi yorumlarımı katarak burda yayınlayabiliyordum. Şimdilerde artık herkes Youtube’a nasıl erişileceğini biliyor. O yüzden ben bu sefer bağlantı vermeden sizlere bir paylaşımda bulunmak istiyorum.

Son dönemlerde sıkça dinlediğim bir Armin parçası. Sharon den Adel tarafından vocal ile hayat bulan bu parçaya Richard Duran da bir remix çalışması yaptı. Ancak Ancak Ancak!

Her dinlediğimde resmen hüngür hüngür ağladığım çalışmayı ise The Blizzard yaptı! Bu parçanın The Blizzard remix’i muhteşem. Başka diyecek birşey bulamıyorum. Ne zaman dinlesem aklıma acayip acayip şeyler geliyor. İnsan bir Trance parça dinleyince fütursuzca ağlar mı yahu? Ben ağlıyorum işte. Efendim çok uzatmak istemiyorum. İnternette arayın bulun indirin veya bir şekilde Youtube’a ulaşıp dinleyin.

Birgün bir yerlerde çalarsam mutlaka bu parçayı insanlarla paylaşırım. Düşünsenize setin başındayım ve bu parçaya girip ben ağlıyorum :) Ne kadar komik olur değil mi…Bak yine ağlıyorum :(

Armin van Buuren - In And Out Of Love (The Blizzard Remix)

Yorum Yok

Trance Müzik Dinlemeye Nasıl Başladım?

Bu gönderiyi aslında çok daha önceleri yazmam gerekiyordu ama şimdi kısmet oldu. Hep Trance müzik ile ilgili birşeyler karalıyorum, elimden geldiğince duyuru yapmaya, yeni çıkan albümleri şarkıları duyurmaya çalışıyorum. Bu müziğe sevdamız nasıl başladı kısaca anlatalım efendim…

Sene 1998 o zamanlar evdeki eski püskü teybimizde yabancı albümler kasetler alıp dinliyorduk kardeşlerimle beraber. Zaten hiçbir zaman dinlediğim müziği bir kefeye koyamadım. Düşünün ki bundan on yıl önce bile hep elektronik altyapılı müzikler dinliyordum. Sonrasında elime ATB’nin Movin’ Melodies albümü geçti. Benim elektronik müzik sevdiğimi bilen lisedeki sınıf arkadaşım Erhan bana bu bu albümü çekip getirmiş. Allah’ım bu ne güzelliktir! Bu ne güzel bir melodidir. Atb - 9Pm şarkısını tüm notalarına tüm vuruşlarına kadar ezberledim. Tüm versiyonlarını dinledim. (Hoş sonraları bir ton versiyon dinledim ama ilk dinlediğimin yerini tutmadı, Signum hariç tabi :) O yüzden şayet bugün bu müziği dinliyor ve hala ilk günki gibi takip ediyorsam bunu biraz Andre Tanne Berger abimize borçluyum. Don’t Stop diyip az çıldırmamışımdır evde!

O zamandan bu yana elektronik müzik olarak adlandırılan tüm müzikleri dinlemeye başladım. Belli bir artist veya grup ismi yoktu. Çünkü kasetleri Beyazıt’ta korsan kaset satan yerlerden alıyordum ve çoğunda kapaktaki trackliste bağlı kalıp bu müziği dinliyordum. Tracklistin ne kadar güvenli olduğunu varın siz düşünün artık.

Uzun süre elektronik müzik dinledim, hatta bazen Dance müziğine kaçtığım bile oldu. Ama teknolojinin gelişimini an be an görebiliyordum. Çünkü bir dance müziğinin hemen akabinde güzel bir remix çalışması çıkıyordu. O dönemlerde ülkemizde de yeni yeni şarkılara remix yapılmaya başlanmış ve elektronik altyapı ülkemizde yaygınlaşmaya yüz tutmuştu.

Gel zaman git zaman birgün sevgili kankam Tayfun’un evine gittim. Ondaki müzik zevki benden çok başka. Çünkü Rock müzik ve türevlerini seviyordu. Sonra dedi ki seninde seveceğin şeyler indirdim, çok güzel şeyler var. Baktım listeye. Önce gözüme bir isim ve şarkı ilişti.

Paul van DYK - For an Angel yazıyordu! Allah’ım bu adamı bugün bile hala deli gibi seviyorum. Şarkıyı açtım, dinlemeye başladım. Daha ilk vuruşta ben gözleri kapattım. O vocal, o sound, Allah’ım bu nasıl bir müzik. Tınıların içinde kaybolmuştum.

Bir bakıma çıkış noktamı bulmuştum. Paul van Dyk denilen bu adam araştırılacaktı. Sonra baktım ki bu adam “Leader of the Trance Nation”muş meğer! Trance ırkı diyor lan, lider diyo olum. Bu adamı çok sevmiştim. Sonra bir remix albümü elime geçti bu adamın. Türlü türlü dj’lerin remixlerinden oluşan bir albümdü. Maşallah, ben kafa olmuşum abi. Dinledikçe açıldım dinledikçe yoğruldum.

Sonra o gün bu gün önce Atb, sonra Pvd bana yol gösterdiler. Birçok dj’i dinledim. Tahmin edebileceğinizden çok fazlasını hem de. Müzikteki bu çeşitliliği gördüğüm için belki de bu kadar çok seviyorum.

O gün bugündür hep Trance müzik dinliyorum, yeni çıkan albümleri, remixleri takip ediyorum, elimden geldiğince iyi bir dinleyici olmaya çalışıyorum. Artık bu kadar dinlemenin yeterli olduğunu düşünüp kendi dj’im olmaya karar verdim. Ancak parasızlıktan hala bir setup yapabilmiş değilim. Olsun müzik bana yetiyor. :)

İşte bizim hikaye de böyle. 1999-2008 arası 9 yıldır elektronik müzik ve Trance ile iç içeyim. He şunu da söyleyim 1994 yılıydı sanırım o zamanlar dayımın getirdiği yabancı kasetleri dinliyorduk eski teybimizde. O zamanlarda sürekli Technotronic - Pump it Jump diye bir şarkı var onu dinliyodum. Techno bir şarkıymış üstelik, ne tesadüf değil mi? :)

Yorum Yok

Artık Site Tasarlamak İstiyorum!

Bugün nette gezerken canım çekti be. Site tasarlamayalı bayağı uzun zaman oldu. Yaratıcılığım ölüyor ve ben bunun farkındayım. Hemen bir yerlerden Photoshop indireyim kendime, nasılsa her yerde Notepad var :)

Şaka bir yana güzel ve kaliteli bir iş gelse de oturup baştan sona bir tasarım yapsam…

Yorum Yok

Top DJs 2008 Anketi’ne Katıldım…

Yine geleneksel olarak her yıl yapılan Djmag.com Top 100 Djs anketine katıldım. Bu sene de Djmag.com dünyanın en iyi dj’lerini belirleyecek. Ankete bu sayfadan katılabilirsiniz.

Kısaca anket hakkında bilgi vermem gerekirse sizi yönlendirdiğim sayfada 5 tane alan bulacaksınız. Buraya sırasıyla favori dj’lerinizin ismini yazın. Bu sayfada dj ismi yazarken Ajax teknolojisinden yararlanılmış ve yazdığınız dj isminin başlangıcında hemen önermeler görünüyor. Örneğin Paul van DYK yazmak istediniz ve Pau yazdınız hemen aşağıya ilgili dj isimleriyle önermeler çıkıyor. Bu özelliği çok sevdim. Hemen ben de bu seneki sıralamamı yazmak istiyorum;

1) Paul van Dyk - Tabi ki favori dj’im
2) Markus Schulz
3) Armin van Buuren
4) Ferry Corsten
5) Super8 & Dj Tab

Benim bu seneki sıralamam böyle. Bu sene birçok dj’in çıkış yapacağını düşünüyorum. Listede hiç umulmadık değişiklikler olabilir. Ancak Armin van Buuren bu sene de birinciliği kaptırmaz. Onun haricinde Markus Schulz, Super8 and Tab, Eddie Halliwel, Sander van Doorn, Kyau & Albert gibi bazı isimlerden büyük çıkış bekliyorum.

Baba diye tabir ettiğimiz usta dj’lerin bu sene sıralamada bayağı bir aşağılara kayacağını düşünüyorum. Özellikle Paul van Dyk, Tiesto, Carl Cox, John Digweed gibi ustalar listede aşağılara kayabilir ancak bu onların çok kötü dj’ler olduğunu göstermez değil mi?

Anketin 29 Ekim Çarşamba günü açıklanacağı sitede yazıyor. Bakalım bu sene nasıl bir liste göreceğiz. Bende merakla bekliyorum…

Yorum Yok

HSBC Bankası ve Bu Ne Rezillik Kardeşim Durumu!

Lafı çok uzatmıycam. Hemen konuya dalıyorum. Bir arkadaşım ismini vermeyeceğim bir bankaya çalışmak için başvuru yaptı. Herşey olumlu herşey güzel derken bir problem çıktı. Bankaların bir kişiyi işe almak için baktığı kriterlerin içinde KKB puanı diye bir zımbırtı varmış. Bu nedir derseniz kısaca şu; Kredi Kartı Borcu.

Arkadaşımında HSBC bankasına 546 lira borcu var. Başvurduğu bankanın yetkilileri bu borcu yatırırsan KKB puanın artar bir de bize o bankadan “bize borcu yoktur” yazan bir kağıt getir demişler. Eyvallah herşey güzel, borcu yatırmak için zaten bin ton yerden borç para bulduk. HSBC bankası 550 YTL yatırıp 4 YTL alacağımız olmasına rağmen bu parayı vermedi! Ulan 4 YTL be koskoca bankasın ayıp ayıp, zaten mevzu bahis olan olay bu değil. Devamı da var anam devamı…

Bu aşamadan sonra artık iş kolay olur diye düşündük. Zira bankaya olan borcumuzu ödemiştik. Bu saatten sonra yapacağımız tek şey bankadan “Borcu Yoktur” kağıdı alabilmek. Şubeye başvurduk, onlar da bize bunun Genel Müdürlükten çıkacağını söylediler. Tamam dedik ne zamana gelir; en geç pazartesi salı elinizde olur dediler.

Günlerden pazartesi oldu belge yok salı oldu belge yok. Diğer bankanın yetkilisi arkadaşımı arayıp, belgenin bugün gelmesi gerektiğini yoksa yerine başka bir arkadaşı düşüneceklerini söyledi.Haydaaaaa, buyrun burdan yakın.

Hemen HSBC müşteri hizmetlerini aradık, hem de defalarca yok belge gitmemiş yok başvuru yapılmamış. Cuma günü verilen işlem başlangıcı nasıl olur da salı gününe kadar Genel Merkeze ulaşmaz anlamadım. Güç bela merkeze derdimizi anlattık. Tabi bu arada arkadaşımın bankadan gelecek olan kıytırık bir A4 kağıdı için ne kadar ağladığını tahmin bile edemezsiniz. Çünkü o kağıt olmazsa diğer taraftaki işi kaybedecek. Hem de göz göre göre ya…

Salı günü saat 5′e doğru genel müdürlük insafa geldi ve belgeyi yolladı. Biz de İzmir trafiğinde yetişebildiğimiz hızla diğer bankaya koştuk. Ben bu olaydan sonra anladım ki HSBC gibi bir bankayla işim olmaz. Ne kadar borcum varsa kapatıp o kartı da iptal ettireceğim. Bu bana iyi bir ders oldu.

Yorum Yok

Sonraki Sayfa »