'Derin' Kategorisindeki Arşivler

Hayat Ne Kadar Ritmik Olsa Da…

Evet başlıkta okuduğunuz gibi hayat ne kadar ritmik olsa da ben yine de 135-140 BPM arasında seyrediyorum hayatı. Okulda, işte, evde, her yerde kulağımda kulaklığım ve ruhumda çalan Trance müziğim ile kendimi hayatın ritmiyle dengelemeye çalışıyorum.

Ne yaşanan aşkların acısı, ne hüzünler kalıyor o zaman geriye. Sadece ben ve adeta bütünleştiğim müziğim kalıyoruz hayatta. Bir ezgi kulağımda öyle yankılanırken kendimi boşluğa bırakır gibi bırakıyorum birden. Sonrasında insanın kendinden geçtiği, bilinçaltına indiği, herşeyi geride bıraktığı o aralıktan giriyorum.

İnsanların yüzleri görünüyor gözümde sonra birer birer siliniyor. Sonra bir başkası görünüyor, sonra bir başkası. Yüreğimi ve beynimi bu denli ele geçiren o müthiş melodinin ortasında ağlıyorum istemeden. Üstelik bir yanım coşup kendinden geçerken gözlerim ve benliğim ağlıyor. Herşey için ama herşeye ağlamadan ağlamayı başarabiliyorum. Sanıyorum Trance müziğin bende yaratmak istediği etki de bu. Bu yüzden bu müziği çok seviyorum.

Boşuna demiyoruz “Trance is a lifestyle” diye. Hakikaten öyle… Hayatın ritmini bazen dengelemek bazen de tersyüz etmek için başka bir alternatif yok.

Trance’la kalın!

Yorum Yok

Şimdi Sen Yoksun

Evet şimdi sen yoksun hayatımda. Yalnızlığım daha bir artıyor artık geceleri. Uykusuzluk bile çare olmuyor artık yorgun gecelerimde. Sahi saat kaç? Gece yarısı 4′ten sonrası şimdi ve bu saatte, burda, şimdi sen yoksun öyle mi?

Sana kırmızı bir elbise aldım oysa ki… Gelişimde süpriz olacaktı. Tam senin bedenine göre, kırmızı hem de sevdiğin renkte. Şimdi sen yoksun… Kutusunu bile açmadım daha, sanki senmişcesine bakıyor odamda. Kırmızı kutusunda sana aldığım kırmızı elbise.

Şehir gittikçe kalabalıklaşıyor ve kalabalığın ortasında yapayalnız duruyorum şimdi. Alemin ortasındayım ama alem durumdayım. Biçare umutlarım var onları besliyorum şuursuzca. Etrafımda güleç insanlar var… Gülmek istiyorum gülemiyorum, nedeni belli; şimdi sen yoksun yanımda…

Dönmeyeceğini bile bile zaman zaman dua edip, aşk ile yalvarıyorum Allah’a ama nafile. Şimdi sen yoksun. Soğudu burada havalar, Ankara’yı andırıyor git gide… Sert bir ayaz vuruyor insanın yüzüne. Gülemiyorum yine, seninle dolaşırken bana mısın demezdi bu meret şimdiyse üşütüyor can evimden yüreğimi. Ayaz değil bu sensizlik belki de.

Pazartesi sabahlarını özlüyorum oysa ki. Sana geldiğim sabahlardı. Sen de koşar gelirdin bana. Şimdiyse yalan bir dünyaya doğru gidiyorum Pazartesi sabahları. İstemeye istemeye… Seni düşlüyorum bitmeyen yol çilelerimde, keşke diyorum keşke. Biliyorum, şimdi ben yokum hiç bir düşünde…

Sana sunsam şimdi kalbimi, en derinini düşüncelerimin… Affeder misin beni, bağışlar mısın…

Düşüncesi bile güzel, en azından yeniden olduğunu düşünmek, sana aşık olduğumu bilmek bile güzel. Hayallerini yeniden yaşamak, o güzel evin içinde seni ve beni hayal etmek bile güzel.

Hayalinle avunuyorum artık… Nedeni belli; şimdi sen yoksun yanımda… Sahi saat kaç? Sabaha karşı 6… Öyleyse yine gitme vakti geldi hayatından… Bu saatlerde terkediyorum artık benliğimi, sıyırıyorum senden… Yine bir başka meçhule belki de gidip gelmemecesine…

Günün birinde o yoldan dönemeyeceğimi biliyorum ama nedeni belli; şimdi sen yoksun hülyalarımda!

4 Yorum

Ey Vatanım Ne Oldu Sana!

Ben şu anda üzerinde rahatça yürüdüğünüz toprakları düşmanlardan kurtarmak için savaşmış bir ŞEHİDİM! 1912 Balkan Harbi’nde bulundum, 1. Dünya Savaşı’nda ülkemi müdafaa ettim. Mustafa Kemal’in önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’na katıldım. Dumlupınar’da kanlı muharebelere girdim. Burda bağlı bulunduğum bölüğün hepsiyle birlikte şehid olduk… Hepsi 16-17 yaşında genç delikanlılardı üstelik, benim gibi savaş tecrübeleri de yoktu.

Huzura erdik vesselam, bizler göremedik ama Gazi yandaşlarıyla düşmanı hem savaş meydanında hem de masanın başında yenmiş! Kurtarmış güzelim vatanı. İbret-i alem için yükselmeyi, ileriyi emretmiş gençlere. Okumuş, giydirmiş bizleri, kadınımıza gerekli muameleyi göstermiş. Sağolsun, varolsun. Medeni milletler mertebesine ancak ilim ile irfan ile gelinir demiş, eğitime önem vermiş. Bizler okuyamadık ama bizden sonraki nesil, çocuklarımız okuyacak büyük adam olacaklar!

Ey Vatanım Ne Oldu Sana! Daha 100 sene olmadı bu Cumhuriyet kurulalı. Hani Ata’nın verdiği öğütler, hangisini tuttunuz? Gençlere ne eğitimler verdiniz? Kadını baştacı ettiniz mi? Kalkınma hamlelerini ilerlettiniz mi? Görüyorum ki bunların hiçbirisini yapmamışsınız… Devamını Oku…

Yorum Yok

Doktor Olmak Kolay Değildir!

Arkadaşlar sizlere şimdi aktaracağım olay tamamen gerçektir. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi’nde (Acil Serviste) görev yapan kız arkadaşım (yok yok herşeyim) anlattı. Bende sizlerle paylaşmak istedim. Lafı çok uzatmak istemiyorum, buyrun…

Günlerden birgün Acil Servis’e 16 yaşında bir erkek hasta gelir. Kalp krizi sonucu hastaneye getirilmiştir. Acil Servis’te görev yapan doktor hastaya müdahale eder. (Söz konusu doktorun adını vermek istemiyorum, anlayışla karşılayacağınızı ümit ederim) Tamı tamına 30 dakika kalp masajı yapar genç hastasına. Elektro şok ve kalp masajı yapılırken hastaya yakınları dışarıda feryat figan içindedir. Hastasına bir yandan kalp masajı yaparken bir yandan da “nolur dön, hadi, nolur dön” diye sayıklamaktadır. Söylediğim gibi hastasını döndürmek için 30 dakika uğraşır. Ancak Allah’ın takdiri hastayı kaybederler. Doktor ve hemşireler tarafından ölüm saati alınır, raporu yazılır. Bu işlemler yapılırken O bir köşeye geçip hıçkıra hıçkıra ağlamaktadır. Dilinden şu sözler dökülür. “Ben bu mesleği yapmak istemiyorum! Bu mesleği bu yüzden sevmiyorum!”

Hani o beğenmediğimiz, hastanede veya klinikte bas bas bağırdığımız, ne para kırıyorlar ulan dediğimiz bir mesleğin mensubu yapıyor bu ağıtı. Hastasını döndüremediği için ağlıyor, dövünüyor. Üstelik genç hastası için 30 dakika aralıksız kalp masajı yapmasına rağmen! Kız arkadaşım anlattığı zaman tüylerim diken diken oldu. Bunu kesin siteme yazacağım demiştim. Sözümü tuttum, belki o doktorun neler yaşadığını sizlere tam olarak aktaramadım belki o duygu yoğunluğunu sizlere veremedim ama anlayın dostlar. O insanın 30 dakika boyunca verdiği mücadele ve yenilgisindeki isyanına bakın. Çok istemiştim küçükken doktor olmayı ama hayat bizi o yöne doğru sürüklemedi. Şimdi bu tip olayları duyunca diyorum ki “iyi ki olmamışım”. Allah’ın takdiri diye sığınıp bir hastayı sedyede ölü bırakarak ölüm raporu yazmak başka, sırf o hastasını kurtamadı diye çok ama çok başarılı bir doktorun (söz konusu doktor arkadaşımın anlattığına göre çok iyi ve sevilen bir doktormuş, mesleğinde de çok iyi olduğunu söylüyor) feryat etmesi başka. Doktor var, doktorcuk var diye boşuna demiyorlar işte. Hayat bu, nelere gebe bilemezsin ki…

259 Yorum

Telekinezi Hakkında Birşeyler…

telekineziHerşey 1999 yılında Stephen King’in Göz (Carrie) romanını okumamla başladı. Hikayede anlatılan Carrie karakteri telekinezi gücünü bastırılmış bir duygu buhranı içinde öğreniyor, kendi kendine geliştiriyor ve daha sonrasında başına gelen (mezuniyet balosunda olanlar) kötü bir olay sonrasında kontrolden çıkmasıyla hikaye sonlanıyor.

Bu tarihten sonra Telekinezi denilen fenomen ile daha yakından ilgilenmeye başladım. Bunun nedeni olarak Stephen King’in Göz romanından çok etkilenmiş olmamı söyleyebilirim ancak çocukluğumdan bu yana bu tarz garip fenomenler ve doğaüstü olaylara ilgim olmuştu. Sanırım kitabı okumuş olmam içimdeki canavarı yeniden ortaya çıkardı.

Telekinezi nedir diye soracak olursanız size şunu söyleyebilirim: Zihin gücüyle nesnelerin hareketlerini kontrol edebilme, cisimlerin yerlerini değiştirebilme ve kısacası düşünce yoluyla maddeler üzerinde kuvvet uygulanmasıdır. Telekinezi birçok insan ve bilimadamı tarafından reddedilen bir güç olmasına karşın bu konuda gerçekten ilmi araştırmalar yapan ve sonuçlarını tüm dünya ile paylaşan bilimadamları ve araştırma çalışmaları da vardır. Telekinezi konusunda başından beri bildiğim, tanıdığım en büyük usta kişi Rus Nuna Kulagina’dır. Kendisi hakkında şurdan, burdan ve oradan bilgiler edinebilirsiniz.

Telekinezi söylediğimiz gibi zihin gücü ile yapılan bir olaydır. Bu konuda yaptığım araştırmalarda birçok ünlü zat’ın Telekinezi yeteneğine sahip olduğunu öğrendim. (Örneğin Mevlana Celaleddin-i Rumi) Telekinezi aslında her insanın sahip olduğu mühim ve gizli enerjilerden birisidir ancak her güçte olduğu gibi gücün yoğunluğu ve fazlalığı insana göre değişir. Bu gücün tıpkı insanın sahip olduğu biyoenerji yeteneği gibi bir kategoriye sokabiliriz. Ancak telekinezide durum tamamen zihin kontrolüyle gerçekleştiği ve başka hiçbir etken araç kullanılmadığı için (el, kol, başka bir cisim) bu bölümden biraz müstesna tutulmalıdır.

Telekinezi her insanda olan ancak insanın farketmediği yeteneklerden birisidir. Sonuç olarak her insanın beyni vardır ve beynin sadece belli bölgelerini kullanabilir. Beynin kullanmadığımız bölümlerini harekete geçirmek, yoğunlaşmak, sabr ve gerekli gayret ile telekinezi yeteneği insanda vuku bulabilir.

Şahsen birkaç küçük denemede ben bulundum. Sonuç pek parlak değildi ancak bu işin sabır ve gerekli çalışma ile olacağı bilgisini çok okudum. Bu yüzden bazı zamanlar düzenli şekilde maddelere yoğunlaşma, zihni boşaltma ve hayal tekniğini kullanıyorum. Nesneleri kontrol etmese bile zihin boşaltma sayesinde her zaman zinde bir beyne sahip olabiliyorsunuz.

Yine yaptığım araştırmalarda Telekinezi alıştırmalarına genellikle küçük ve hafif nesneler (kağıt, kibrit gibi) ile başlanıldığını öğrendim. Sözgelimi başlangıç aşaması için bir iğne üzerine oturtulmuş kağıdı oda içerisinde kağıdın konumunu etkileyecek hiçbir kuvvet olmadan (rüzgar veya başka bir etken gibi) yoğunlaşarak döndürmeye çalışma. Tabi ilk denemelerde sonuç sizin için çok olumsuz olacak çünkü zihninizi boşaltmayı ve yeterince odaklanmayı başaramayacaksınız. Ancak bu deneyden vazgeçip başka birşeyle ilgilenmeye başladığınız bir anda da kağıt siz görmeden fırıl fırıl dönebilir. Bu tür şeylere de alışmakta fayda var. Yine başka bir enstantane, Telekinezi gücünüz arttıkça elektriklerin kendiliğinden gidip geldiği, bazı nesnelerin siz istemeden yerlerinden oynadığı da söyleniyor. Bu bilgiye hasıl olacak bir kanıt görmedim ama bu denli yoğun bir enerji birikiminde olabileceğini düşünüyorum.

Hala arada sırada aklıma geldikçe bu tür deneyler yaparım. Hatta bir keresinde aşırı yoğunlaşıp burnumu bile kanatmıştım. Düzenli ve kendinizi fazla yormayacak bir çalışma sonucunda olmayacak birşey değil sanırım. Tabi insandan insana oluşma derecesi değişir ama böyle birşey gerçekten var ve ben inanıyorum. Bir yerde Hz. Peygamberimizin (SAV) de bu tür güçlere sahip olduğunu okumuştum ama yalan olmasın kaynak bulamadım. Alemlere Rahmet olarak gönderilen bir Zat’ın da böyle güçlerinin olmamasını beklemek biraz cahillik olur diye düşünüyorum. 18 bin aleme peygamber gelen bir zat neleri barındırır içinde kimbilir. Ayrıca peygamberimizin önceden bilme, telepati, astral seyahat (Miraç Olayını Hatırlayınız!) gibi güçleri olduğu bilinen gerçekler arasında.

Elimden geldiğince dilim döndüğünce size Telekineziyi yüzeysel olarak anlatmaya çalıştım, umarım faydalı olmuştur.

8 Yorum

Sonraki Sayfa »