volkanK.com » Derin

'Derin' Kategorisindeki ArÅŸivler

Doktor Olmak Kolay DeÄŸildir!

ArkadaÅŸlar sizlere ÅŸimdi aktaracağım olay tamamen gerçektir. Hacettepe Üniversitesi İhsan DoÄŸramacı Çocuk Hastanesi’nde (Acil Serviste) görev yapan kız arkadaşım (yok yok herÅŸeyim) anlattı. Bende sizlerle paylaÅŸmak istedim. Lafı çok uzatmak istemiyorum, buyrun…

Günlerden birgün Acil Servis’e 16 yaşında bir erkek hasta gelir. Kalp krizi sonucu hastaneye getirilmiÅŸtir. Acil Servis’te görev yapan doktor hastaya müdahale eder. (Söz konusu doktorun adını vermek istemiyorum, anlayışla karşılayacağınızı ümit ederim) Tamı tamına 30 dakika kalp masajı yapar genç hastasına. Elektro ÅŸok ve kalp masajı yapılırken hastaya yakınları dışarıda feryat figan içindedir. Hastasına bir yandan kalp masajı yaparken bir yandan da “nolur dön, hadi, nolur dön” diye sayıklamaktadır. SöylediÄŸim gibi hastasını döndürmek için 30 dakika uÄŸraşır. Ancak Allah’ın takdiri hastayı kaybederler. Doktor ve hemÅŸireler tarafından ölüm saati alınır, raporu yazılır. Bu iÅŸlemler yapılırken O bir köşeye geçip hıçkıra hıçkıra aÄŸlamaktadır. Dilinden ÅŸu sözler dökülür. “Ben bu mesleÄŸi yapmak istemiyorum! Bu mesleÄŸi bu yüzden sevmiyorum!”

Hani o beÄŸenmediÄŸimiz, hastanede veya klinikte bas bas bağırdığımız, ne para kırıyorlar ulan dediÄŸimiz bir mesleÄŸin mensubu yapıyor bu ağıtı. Hastasını döndüremediÄŸi için aÄŸlıyor, dövünüyor. Üstelik genç hastası için 30 dakika aralıksız kalp masajı yapmasına raÄŸmen! Kız arkadaşım anlattığı zaman tüylerim diken diken oldu. Bunu kesin siteme yazacağım demiÅŸtim. Sözümü tuttum, belki o doktorun neler yaÅŸadığını sizlere tam olarak aktaramadım belki o duygu yoÄŸunluÄŸunu sizlere veremedim ama anlayın dostlar. O insanın 30 dakika boyunca verdiÄŸi mücadele ve yenilgisindeki isyanına bakın. Çok istemiÅŸtim küçükken doktor olmayı ama hayat bizi o yöne doÄŸru sürüklemedi. Åžimdi bu tip olayları duyunca diyorum ki “iyi ki olmamışım”. Allah’ın takdiri diye sığınıp bir hastayı sedyede ölü bırakarak ölüm raporu yazmak baÅŸka, sırf o hastasını kurtamadı diye çok ama çok baÅŸarılı bir doktorun (söz konusu doktor arkadaşımın anlattığına göre çok iyi ve sevilen bir doktormuÅŸ, mesleÄŸinde de çok iyi olduÄŸunu söylüyor) feryat etmesi baÅŸka. Doktor var, doktorcuk var diye boÅŸuna demiyorlar iÅŸte. Hayat bu, nelere gebe bilemezsin ki…

357 Yorum

Telekinezi Hakkında BirÅŸeyler…

telekineziHerÅŸey 1999 yılında Stephen King’in Göz (Carrie) romanını okumamla baÅŸladı. Hikayede anlatılan Carrie karakteri telekinezi gücünü bastırılmış bir duygu buhranı içinde öğreniyor, kendi kendine geliÅŸtiriyor ve daha sonrasında başına gelen (mezuniyet balosunda olanlar) kötü bir olay sonrasında kontrolden çıkmasıyla hikaye sonlanıyor.

Bu tarihten sonra Telekinezi denilen fenomen ile daha yakından ilgilenmeye baÅŸladım. Bunun nedeni olarak Stephen King’in Göz romanından çok etkilenmiÅŸ olmamı söyleyebilirim ancak çocukluÄŸumdan bu yana bu tarz garip fenomenler ve doÄŸaüstü olaylara ilgim olmuÅŸtu. Sanırım kitabı okumuÅŸ olmam içimdeki canavarı yeniden ortaya çıkardı.

Telekinezi nedir diye soracak olursanız size ÅŸunu söyleyebilirim: Zihin gücüyle nesnelerin hareketlerini kontrol edebilme, cisimlerin yerlerini deÄŸiÅŸtirebilme ve kısacası düşünce yoluyla maddeler üzerinde kuvvet uygulanmasıdır. Telekinezi birçok insan ve bilimadamı tarafından reddedilen bir güç olmasına karşın bu konuda gerçekten ilmi araÅŸtırmalar yapan ve sonuçlarını tüm dünya ile paylaÅŸan bilimadamları ve araÅŸtırma çalışmaları da vardır. Telekinezi konusunda başından beri bildiÄŸim, tanıdığım en büyük usta kiÅŸi Rus Nuna Kulagina’dır. Kendisi hakkında ÅŸurdan, burdan ve oradan bilgiler edinebilirsiniz.

Telekinezi söylediÄŸimiz gibi zihin gücü ile yapılan bir olaydır. Bu konuda yaptığım araÅŸtırmalarda birçok ünlü zat’ın Telekinezi yeteneÄŸine sahip olduÄŸunu öğrendim. (ÖrneÄŸin Mevlana Celaleddin-i Rumi) Telekinezi aslında her insanın sahip olduÄŸu mühim ve gizli enerjilerden birisidir ancak her güçte olduÄŸu gibi gücün yoÄŸunluÄŸu ve fazlalığı insana göre deÄŸiÅŸir. Bu gücün tıpkı insanın sahip olduÄŸu biyoenerji yeteneÄŸi gibi bir kategoriye sokabiliriz. Ancak telekinezide durum tamamen zihin kontrolüyle gerçekleÅŸtiÄŸi ve baÅŸka hiçbir etken araç kullanılmadığı için (el, kol, baÅŸka bir cisim) bu bölümden biraz müstesna tutulmalıdır.

Telekinezi her insanda olan ancak insanın farketmediği yeteneklerden birisidir. Sonuç olarak her insanın beyni vardır ve beynin sadece belli bölgelerini kullanabilir. Beynin kullanmadığımız bölümlerini harekete geçirmek, yoğunlaşmak, sabr ve gerekli gayret ile telekinezi yeteneği insanda vuku bulabilir.

Şahsen birkaç küçük denemede ben bulundum. Sonuç pek parlak değildi ancak bu işin sabır ve gerekli çalışma ile olacağı bilgisini çok okudum. Bu yüzden bazı zamanlar düzenli şekilde maddelere yoğunlaşma, zihni boşaltma ve hayal tekniğini kullanıyorum. Nesneleri kontrol etmese bile zihin boşaltma sayesinde her zaman zinde bir beyne sahip olabiliyorsunuz.

Yine yaptığım araştırmalarda Telekinezi alıştırmalarına genellikle küçük ve hafif nesneler (kağıt, kibrit gibi) ile başlanıldığını öğrendim. Sözgelimi başlangıç aşaması için bir iğne üzerine oturtulmuş kağıdı oda içerisinde kağıdın konumunu etkileyecek hiçbir kuvvet olmadan (rüzgar veya başka bir etken gibi) yoğunlaşarak döndürmeye çalışma. Tabi ilk denemelerde sonuç sizin için çok olumsuz olacak çünkü zihninizi boşaltmayı ve yeterince odaklanmayı başaramayacaksınız. Ancak bu deneyden vazgeçip başka birşeyle ilgilenmeye başladığınız bir anda da kağıt siz görmeden fırıl fırıl dönebilir. Bu tür şeylere de alışmakta fayda var. Yine başka bir enstantane, Telekinezi gücünüz arttıkça elektriklerin kendiliğinden gidip geldiği, bazı nesnelerin siz istemeden yerlerinden oynadığı da söyleniyor. Bu bilgiye hasıl olacak bir kanıt görmedim ama bu denli yoğun bir enerji birikiminde olabileceğini düşünüyorum.

Hala arada sırada aklıma geldikçe bu tür deneyler yaparım. Hatta bir keresinde aşırı yoÄŸunlaşıp burnumu bile kanatmıştım. Düzenli ve kendinizi fazla yormayacak bir çalışma sonucunda olmayacak birÅŸey deÄŸil sanırım. Tabi insandan insana oluÅŸma derecesi deÄŸiÅŸir ama böyle birÅŸey gerçekten var ve ben inanıyorum. Bir yerde Hz. Peygamberimizin (SAV) de bu tür güçlere sahip olduÄŸunu okumuÅŸtum ama yalan olmasın kaynak bulamadım. Alemlere Rahmet olarak gönderilen bir Zat’ın da böyle güçlerinin olmamasını beklemek biraz cahillik olur diye düşünüyorum. 18 bin aleme peygamber gelen bir zat neleri barındırır içinde kimbilir. Ayrıca peygamberimizin önceden bilme, telepati, astral seyahat (Miraç Olayını Hatırlayınız!) gibi güçleri olduÄŸu bilinen gerçekler arasında.

Elimden geldiğince dilim döndüğünce size Telekineziyi yüzeysel olarak anlatmaya çalıştım, umarım faydalı olmuştur.

10 Yorum

Dua’nın gücüne her zaman inanın…

Az önce Nahnu’da okudum. Kendisi Bakara suresinin 186. ayetini yazıp koymuÅŸ. Dua ile ilgili bir ayet. Dua iman noktasında insanın Allah’a sığınabileceÄŸi yegane merci bana göre. Dua’nın gücüne hep inandım, hep baÅŸvurdum. Birkaç örnek vermek istiyorum size kendi hayatımla ilgili. Lütfen bunların gerçek olduÄŸunu bilerek okuyun.

- Ortaokula gidiyorum o zamanlar. Orta 3′teyim. İngilizce dersinden kalacağımı biliyorum. Kalırsam hem teÅŸekkür belgesi alamayacağım hem de annemlerden iyi bir fırça yiyeceÄŸim. O zamanlarda iyi hatırlıyorum, çocukluÄŸun kaosuyla bu durum arasında bocalarken ister istemez Allah’a yakarmıştım. Karne günü önce elime TeÅŸekkür belgesi verdiler sonra kırıksız karnemi, notlarım iyiydi zaten. Ancak ingilizceden geçmiÅŸtim. Hala duaya baÄŸlarım bu durumu. Åžebnem Ferah’ın ÅŸarkısı meÅŸhurdu o zamanlar, o gün yeniden dinlediÄŸim dizelerde ÅŸunu söylemiÅŸti: Kim YenmiÅŸ Kaderi Duayla? (o senenin yazı tüm vakit namazlarımı kılmıştım)

- Bu yıl, anatomi finaline hazırlanıyorum, bilseniz ne kadar ağır ve meÅŸakkatli bir ders olduÄŸunu. Alt komÅŸumuz Selvi abla bir dua getirdi. Yarın finale gideceÄŸimi biliyordu. Bu duayı oku ve öyle git sınava dedi. Böyle büyükçe bir A3 kağıdı. (A4 deÄŸil, daha büyük) Dua’yı okudum. Allah’ın takdiri ki ben sabah 07:48′de kalktım. Sınavın daha geç bir saatte olduÄŸunu düşünerek fazla acele etmeden aheste aheste okula gittim. Bir de ne göreyim, sınav baÅŸlamış hatta yarım saat bile geçmiÅŸ. Hocalardan izin isteyerek sınava girdim. Allah’a şükür tüm soruları yaptım. Sonrasında da Anatomi Uygulama Finali’ne girdim, orda da elimden geldiÄŸi kadar soru yaptım. Testten (geç kaldığım sınav) 58 aldım Uygulamadan da 74 ve 66 final puanıyla Anatomi’yi geçtim.

- Sadece Anatomi değil bu yıl tüm derslerim ve kendim için dua ettim. Allahım ne olur derslerden kalmayayım diye. Nitekim kalmadım, hala bu işin sırrını kendi çalışmama değil, tevekküle duaya borçluyum.

- 2005 yılı, dikey geçiÅŸ sınavına gireceÄŸim. Ancak sınavdan 3 gün önce öyle bir hasta oldum ki anlatamam. Yataklardan kalkamıyorum. Tüm iÅŸlerimi arkadaÅŸlarım yaptırıyor, yediriyor, içiriyor, giydiriyor. Pazar sabahı da sınava kalkıp gittim güç bela. Allahım ne ızdırap. Ne acı! Sınav baÅŸladı velhasılı. Bir beÅŸ dakika kadar kendime gelemedim. Karnımı tutup sıranın üzerine kapaklandım. Bir yandan kıvranıp bir yandan da dua ediyordum Allah’a. “Allah’ım ne olur bana güç ver, Anamın Babamın yüzünü kara çıkartma” diye dua ettim. O sınavdan çok iyi bir puan alarak Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedaviye yerleÅŸtim. Hala hatırlarım o sınav gününü. Geri dönerken bile çok dualar ettim Allah’a. Ne olur Allah’ım eve ulaÅŸabileyim diye.

Böyle böyle birçok olay var hayatımda ama en çok yazmayı istediklerim bunlar arkadaÅŸlar. Lütfen duaya inanın, kendinizi biçare hissettiÄŸinizde Dua’ya sarılın. Yemin ediyorum size içten, samimi bir yakarışa Yaradan karşılık verecektir. Dua’yla kalın…

1 Yorum

Korku dediğin şey nedir ki? (Mezarlık Anısı)

Siz deyin 8 ben diyeyim 9 yaÅŸlarındayım. Hatırlıyorum yaz tatiliydi, köyden yeni gelmiÅŸtik. Kuran kursuna yolluyordu annem beni her sabah. İlme irfana aç olduÄŸumuz zamanlar. Subhaneke’yi Elif’i öğreniyordum. Bir yandan da korkunun damarlarıma iÅŸlediÄŸini hissediyordum. Manevi aleme harf ile sure ile daldıkça içimi bir korku kaplamıştı. Çocukça biliyorum ama o sıralar korkuyordum ölesiye. Neyden mi: Ölmekten!

Çok aÄŸladığımı bilirim, biz ölünce ne olacak, ben ölünce ne yapacağım. Allah’ım ya annemler yanımda olmazsa! Türlü hülya içinde uyuyamadığım geceleri, kabuslarımı, sayıklamalarımı bilirim.

Derken birgün babamla mahallenin aÅŸağısındaki çarşıda bir iÅŸimiz oldu. Sanıyorum sular kesildi, biz de benim kurs gördüğüm camiye gidecektik. Allah’ım o ne andı, ne ÅŸiddetli muharebe! Bir mezarlığın içinden geçmek zorundaydık. Çünkü en kestirme olan yol o mezarlığın içinden geçen yoldu. Elimizde su bidonları düştük babamla yola. O önde ben arkada. Derken mezarlığın o grimsi duvarları göründü. Sonra girdik içeriye. Elimizde bidonlar olduÄŸu için babamın elini tutamıyordum. Hey anam hey, hey babam hey, korku neymiÅŸ ben o zaman öğrendim iÅŸte. Babam biraz uzaklaşınca koÅŸar adımla geliyordum ardından. Sanki mezarların birinden bir ruhani cism çıkacakta önümü kesecek gibi geliyordu bana. Mezarlığın dar merdivenlerinden alabildiÄŸince hızlı inmeye çalıştım. O 2-3 dakikalık anda korku denen ÅŸeyin ne olduÄŸunu iliklerime kadar hissettim. ÇocukluÄŸumun en saf belki de en ürkütücü anısıydı bu.

Mezarlığı geçtik, arkamı dönüp baktım, şehrin ışıkları yansıdı mezar taşlarının üzerine. Bakakaldım öylece. Bu yalan gerçeklik, bu çok korktuğum ölümün içinden bir daha geçecek miydim şimdi? Hayır olmazdı, yapamazdım bir daha. Babam korktuğumu anlamış olacak ki uzun yoldan evimize geri döndük. Beyhude korkularımı o zamandan sonra yenmeye başladım, normal bir çocuk olmayışım, kendi kendimi de normal olarak niteleyemeyişim o zamanlarımdan kalmadır benim. Düşler, düşlerin içindekiler, hayal mi gerçek mi olduğu belli olmayan türlü cisimler. İnsanın gördüğü kafasının içindekiler değildir aslında, yoksa neden iman ettin be Ademoğlu! Rabbin yarattığı her türlü nimeti bilen, her şükründen yararlanan biçare inanmayışın bunlara mı yoksa kendine mi? Hem söyle korku dediğin şey nedir ki?

Yorum Yok

Hayırlı Cumalar Efendim

Öncelikle hepinize hayırlı Cumalar diliyorum Efendim. İstanbul’da bulunamam sebebiyle büyüdüğüm yerlerdeyim yine. Buraların o manevi havasını size nasıl anlatayım bilmiyorum. Bugün Kuran-ı Kerim’i öğrendiÄŸim camide Cuma namazımı kıldım. Hocamınızın hutbesi de Kuran Kurslarıyla ilgiliydi. Birden çocukluÄŸuma döndüm. Her zaman çocuk olmayı baÅŸaramadığım ama bir yandan hep içimde yaÅŸayamadığım çocukluÄŸumu koruduÄŸum kendime döndüm.

Nasıl unutulur ki? Sabahların o kör karanlığında camiye gidiÅŸim, o buram buram mescit kokan avlular nasıl unutulabilir? Kuran’ı öğrenmeyi baÅŸardığım günlerin gururunu kim bana verebilir tekrar? İlahi sesiyle bana cüzümü bitirip Kuran’a geçmemi söyleyen hocamı nasıl unutabilirim? Bir baÅŸkaydı o zamanlar çocukluk. Kuran öğreniyorduk, Kuran yaşıyorduk. Namaz kılmayı bir erdem biliyorduk. KoÅŸtura koÅŸtura bir İkindi namazını kaçırmamanın, zamanında kılmanın verdiÄŸi zevki bana kim verebilir ki?

Hocamız hutbesinde “Çocuklarınızı bir bayram edasıyla, yıkayın, aklayın, elinden tutup camiye getirin” diyordu. Ne de güzel söylüyor. Hiçbir ideolojinin arkasına sığınmadan, sadece Yaradan’ı onun güzel kulu ve elçisi Hz. Muhammed’i ve ahlağını öğrendiÄŸim günler ne güzeldi. Allahım çocuk olmak ve o çocuklukta ÅŸimdi bildiÄŸim ÅŸeyleri öğrenmek ne güzeldi. Allahıma binlerce şükür olsun ki, Kuran’ı bir araç deÄŸil amaç olarak gördüm, dinime öyle sarıldım. Namazımı terkettim belki ama içimdeki imanı hiçbir zaman yabana atmadım. Dua müminin kılıcıymış, bunu 24 yıllık yaÅŸantımda defalarca öğrendim. Allah’a yapılan bir yakarış bir yalvarış bazen dünyaları deÄŸiÅŸtiriyormuÅŸ. Bunu öğrendim.

KeÅŸke ÅŸu son zamanlarını yaÅŸamasaydı ülkem, keÅŸke dini bir takım kiÅŸiler kendilerine alet olarak kullanmasaydı da benim güzel yurdum insanı dini bir zorunluluk olarak hissetmeseydi. KeÅŸke diyorum çünkü bundan 20 yıl önce böyle ÅŸeyler yoktu. Bir insan o zaman “Hem Laik Hem Müslüman” olabiliyordu çünkü. Sokaktaki adamın Laiklikten alacağı ya da anladığı yoktu. Laik olmak devlet eÅŸrafının iÅŸiydi. Åžimdi sokaktaki adam diyor ben Laikim diye.

Allah bana okuma, ilme irfana kavuşma şerefi verdi de şimdi herşeyi daha iyi anlıyorum. Dini bir partinin isteği olarak yaşamaktansa yaşamam daha iyi. İçimde saklarım, içimde yaşarım daha iyi. Benim bu sözlerimi okuyan ey okuyucu, beni sanma ki bir Yobazım, beni sanma ki bir gericiyim, haşa ben ancak dini kendi gözüyle gören ve tüm ideolojilerden uzak olarak yaşanmasını isteyen bilinçli bir kulum.

Demiyor muyuz hep “Allah ile Kul arasına kimse giremez” diye. Åžimdi giriyorlar, ÅŸimdi herÅŸeyi yapıyorlar da dini, kitabı öğretmeyi unutuyorlar. Bir kitap öğreten bak bize oy ver diyor. Bize yanaÅŸ diyor, ben size deÄŸil, ilahi kurtarıcıya yanaÅŸacağım.

Allah herbirimizi hidayetinden ayırmasın. Hayırlı Cumalar Efendim…

4 Yorum

« Önceki Sayfa