Oluyo mu öyle?
Adobe Flash serisi programları işim olmadığı zaman kullanmıyorum. Hele ki tasarladığım web sitelerinde her zaman sadelikten ve hızdan yana olduğum için bu tarz uygulamalardan kaçınıyorum. Dün gece bayağı bir web sitesi gezdim. Özellikle firmalara yaptırılmış olan şirket web sitelerine iyice göz attım. Durum gerçekten içler acısı. Sayfanın header alanında kocaman bir flash var altında bir menü ve biraz da yazı var. İç sayfalar ise yine aynı durumda ama birkaç resim ve birkaç fazla paragrafla birlikte. Şimdi dostlar, ben flash bilsem, adamakıllı bilsem bir flash intro yapsam sayfanın tepesine. Her açılışında yüklense o, görsellik adına “en baba” siteyi ben mi yapmış oluyorum? Yada oluyo mu öyle?
Belli ki oluyor, belli ki bu firmalara öyle yada böyle bu siteyi yaptıkları için para veriliyor. Bundan sonra piyasaya oynayacağım bende. Kim takıyor ki W3C’u, kim takıyor Xhtml’i, Css’yi, kim takıyor semantik kodlamayı. Niye kendini paralıyorsun ki web sitesi yapacağım diye. Bir tane hazır script bul, asp veya php farketmez, sonra bunu karman çorman et, iki resim ekle, flashı unutma sonra da al paranı çık gel. Allah’ım birgün bu emeklerimin karşılığını alacak mıyım Ya Rabbim…
Feryad-u Ahım var bu düzene, lakin sözler kifayetsiz kalıyor, bize de eyvallah etmek düşüyor gene.
Kalın Sağlıcakla…
Stephen King Uykusuzluk ve Mahşer
Uzun süre önce (bu sınav maratonuna girmeden, yaklaşık bir ay önce kadar) bu iki kitabını okudum Stephen King’in. Bana kalırsa o zaman yapmam gereken en iyi şeyi yaptım. Öncelikle Uykusuzluk’u okudum. Kitabın ismi gibi bir uykusuzluk hikayesi anlatılıyor. Ralph Roberts’ın karısını kaybettikten sonra yaşadığı uykusuzluk ve yaşlılık günleri çok iyi anlatılıyor. Tabi bu uykusuzluğun arkasında Stephen King’e özgü şeyler var. Kitabı okumayan ve ileride okumayı düşünen arkadaşlar için diyebilirim ki, üstadın okuduğum en iyi kurguya sahip kitaplarından biriydi. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Özellikle uykusuzluğun ileri zamanlarında Ralph Roberts’ın insanların “halelerini” görmeleri ve boyutlar arasında yolculuk etmesi kendisini bir süre “deli” hissetmesine yol açıyor. Ancak bu yaşadığı şeylerin delilik ya da yaşlılıktan ileri gelmediğini ve ulvi bir amaç için uykusuz bırakıldığını anlıyor. Kurgusu ve akışıyla okuduğum hoş bir kitaptı. 645 sayfalık kitabı o zaman 3-4 gün içinde okumuştum. (İyi ki de okumuşum)
Mahşer kitabına gelince, Uykusuzluk’tan sonra hemen hiç ara vermediğim bir Stephen King kitabıydı. Uykusuzlukla karşılaştırmam çok yanlış olur ancak bu kitabı Uykusuzluktan sonra okuduğum için kendi kendime sürekli kitabın bazı bölümlerini karşılaştırma ihtiyacı hissettim. Kurgu ve işleyiş bakımından biraz daha az özelliğe sahip Mahşer kitabı dünyada yayılan bir salgın hastalık sonucu Amerika’da kalan insanların mücadelesini anlatıyor. Tabi bu göründüğü gibi bir mücadele değil. Kötü ve şeytansı karakter Randall Flagg’a karşı birleşen iyi insanların hikayesini okuyoruz. Düşünsenize Dünya’da bir salgın hastalık oluyor ve tanıdığınız bildiğiniz herkes bir iki gün içinde ölüyor ve Dünya’da bir avuç insan kalıyor. Kalanlar nasıl ölmüyorlar diyeceksiniz, onların vücutlarında bilinmeyen bir nedenden dolayı yayılan virüse karşı bir bağışıklık var. Kalan insanların Randall Flagg veya Yüzü olmayan o adama karşı verdikleri mücadele ve aralarındaki maceralar gerçekten okunmaya değer. Bu kitabın filmi de varmış duyduğum kadarıyla. İnşallah birgün bulursam seyredeceğim.
Uykusuzluk ve Mahşer, Stephen King bölümüne eklediğim iki hoş kitaptı. Okumayanlara yüksek öncelikle Uykusuzluk’u tavsiye ediyorum. Okuyunca bana hak vereceksiniz.
6 YorumGünlerin Getirdikleri…
Günler çok çabuk geçiyor buralarda. Bazen hiç ama hiç geçmiyor. Ders final okul sıkıntı. Öğrenci olmanın faidelerini sonuna kadar sömüren zihniyet şimdi oturup millet zevk-ü sefa içindeyken ders çalışmak zorunda. Vakti zamanında çalışmadığın dersin finalinden alacağın notu hesaplaya hesaplaya kendini bitap düşüren bu zihniyet hayatın sonunu bu sınavlara bağlamakta. Fakat bilmez ki bu şahıs dışarıda bambaşka bir hayat var. Bambaşka bir dünya var, içice geçmiş alemlerin içinde üstelik. İçine garkolan sıkıntıyı alıp götürür diye yüzünü olmadık yerlere döneceğine, kapanıp hücrene Allah’a yakarmayı tercih et Ademoğlu! Fatih’in İstanbul’u aldığı yaşı çoktan geçtin üstelik, feryadın, isyanın kimedir?
1 YorumÇok Mutsuzum…
Evet başlığı yanlış okumuyorsunuz. Çok mutsuzum. Her insanın belli dönemlerinde yaşayabileceği depresyonlardan bir tanesine ağır bir biçimde tutulmuş durumdayım. Çıkmak için çabalıyorum ama nafile. Nedenine gelince, hepinizin bildiği üzere ben şimdi Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu’nda okuyorum. Bu okula Hacettepe’den mezun olup Dikey Geçiş Sınavı ile geldiğim için bu yılım intibak yılı olarak kabul ediliyor. Bu yıl için bazı derslerden muafım ama aldığım dersleri vermeden kesinlikle önümüzdeki seneyi göremiyorum.
20 YorumDestekleyin, Duyurun, Yaşatın!
Efendim internetle öyle yada böyle sürekli içiçe bir insanım. Bu yüzden yeni açılan siteleri yeni gelişmeleri sürekli takip ediyorum. Hal böyle olunca birçok siteyi elimden geldiğince ziyaret ediyor, üye oluyor ve varsa reklamlarına tıklıyorum. Bende kendi çapımda onlara destek oluyorum bir nevi. Hoş bizimki bir destek sayılmaz ama geniş kitlelerin katılımı ve en azından bu siteleri bir kez ziyaret etmeleri bir destektir kanımca. Hangi siteleri mi destekliyorum hemen aşağıya yazayım…
1 YorumPages (48): « First ... « 35 36 37 [38] 39 40 41 » ... Last »