Nerelerdesin ve Ne yapıyorsun?
Vallahi sevgili dostlarım, okul bitti, tüm dersleri verdim, bunun rahatlığıyla ailemin yanına geldim, 2 gündür güzel şehir İstanbul’dayım. Şimdiye kadar hiç gezme fırsatım olmadı, evde kalıp dinlenmeyi ve keyif yapmayı tercih ediyorum. Bir fırsat bulabilirsem t’infection.com ve volkank.com’a güzel yazılar yazacağım. Ama bir süre bilgisayar ve internetle içiçe olmasam daha iyi. Bu arada Blograzzi’de t’infection.com için güzel şeyler söyleniyor. Aktif bloglar içinde yer alıyorum anasayfada. Bu tarz övgüler ve güzel sözler duymak gerçekten insana gurur veriyor. Yeni makaleler yazmak için şevk veriyor doğrusu bu sözler bana. Ne diyelim Allah tanıyandan tanımayandan razı olsun. Yakın bir zamana kadar bir iki makalemi de bitirip eklemeyi düşünüyorum. O zaman daha iyi olacak kanısındayım. Volkank.com içinse şu anda kullandığım temayı yayınlamam konusunda büyük bir talep var. Birçok kişi bana iletişim formuyla ulaşıp temayı yayınlayabilir misiniz diye soruyor. Cevabım belli, ben her zaman paylaşımcı bir ruha sahibim. Bilginin paylaştıkça çoğalacağına inanıyorum. Diliyorum ki temayı yayınladığımda geliştirici arkadaşlar bir style.css bir index.php dosyasına açıp baksınlar. Neler yaptığımı görsünler. Bu görünümün çokta zor bir şekilde sağlanmadığını anlasınlar. Tek dileğim bu.
Neyse yine fazla gevezelik ettim. Kalın sağlıcakla…
Yorum YokÇocukluğumun Oyunu: Super Mario World
O zamanlar çok iyi hatırlarım, Star 1′de (Star 1′di adı o zamanlar) telefonla bağlanıyordun, sonra Mario’nun bu oyununu oynayabiliyordun. Özenirdim, o zamanlar bizim evimizde telefon yoktu. Böyle iki üç kişi bağlanır yarışır bi halt edemeyip kapatırlardı. Amma velakin ben oyunun adını falan hatırlamıyorum. Öyle ya onlarca Mario oyunu türü var ve hangisi olduğunu bilmiyorum. Sınavlarımın bittiği gece aklıma takıldı ve internette abartısız 5 saat aradım bu oyunu. Sonunda buldum, sadece oyunun ilk başlarını biliyordum, orda Mario Yoshi’ye biniyo ve bunlara bi Amerikan futbolcusu saldırıyodu. Arayan belasını da bulurmuş Mevlasını da derler. Sonunda oyunu buldum, bir anda çocukluğuma döndüm. Oyunu oynarken duygulandım birden ya. İsteyenler olursa oyunu bir ara burdan verebilirim. Çok güzel oyun ya…
5 YorumOhh Bee (Çok Mutluyum)
Lafı eveleyip gevelemiycem, TÜM DERSLERDEN GEÇTİM! Bu sene yaşamış olduğum stresi hayatım hiçbir döneminde yaşamamıştım. Derslerden kalma korkusuyla ne yapacağını bilememek, umutsuzluğa kapılmak, yerli yersiz paranoya yapmak, bu yüzden sevdiğin insanları kırmak, kendine acı çektirmek, dolayısıyla etrafımdakilere acı çektirmek. Bu saydığım şeylerin birçoğunu fazlasıyla yaşadım bu sene ama bitti. Bu sene yüklendiğim derslerin tümünden geçtim. Seneye yeniden intibaktayım. İnşallah seneye daha kolay ve daha acısız bir yıl geçireceğim. Hayat kolay değil, bana destek olan bana inanan tüm sevenlerime blogum aracılığıyla teşekkür ederim. Bu yüzden saçlarıma aklar düştü ki o aklar halen tepemde duruyorlar ama hayatta hiçbir amaca kolay ulaşılmıyor. Bu yılın bana en büyük getirilerinden birisi de bu oldu. Ne diyeyim dostlar çok mutluyum…
3 YorumOluyo mu öyle?
Adobe Flash serisi programları işim olmadığı zaman kullanmıyorum. Hele ki tasarladığım web sitelerinde her zaman sadelikten ve hızdan yana olduğum için bu tarz uygulamalardan kaçınıyorum. Dün gece bayağı bir web sitesi gezdim. Özellikle firmalara yaptırılmış olan şirket web sitelerine iyice göz attım. Durum gerçekten içler acısı. Sayfanın header alanında kocaman bir flash var altında bir menü ve biraz da yazı var. İç sayfalar ise yine aynı durumda ama birkaç resim ve birkaç fazla paragrafla birlikte. Şimdi dostlar, ben flash bilsem, adamakıllı bilsem bir flash intro yapsam sayfanın tepesine. Her açılışında yüklense o, görsellik adına “en baba” siteyi ben mi yapmış oluyorum? Yada oluyo mu öyle?
Belli ki oluyor, belli ki bu firmalara öyle yada böyle bu siteyi yaptıkları için para veriliyor. Bundan sonra piyasaya oynayacağım bende. Kim takıyor ki W3C’u, kim takıyor Xhtml’i, Css’yi, kim takıyor semantik kodlamayı. Niye kendini paralıyorsun ki web sitesi yapacağım diye. Bir tane hazır script bul, asp veya php farketmez, sonra bunu karman çorman et, iki resim ekle, flashı unutma sonra da al paranı çık gel. Allah’ım birgün bu emeklerimin karşılığını alacak mıyım Ya Rabbim…
Feryad-u Ahım var bu düzene, lakin sözler kifayetsiz kalıyor, bize de eyvallah etmek düşüyor gene.
Kalın Sağlıcakla…
Stephen King Uykusuzluk ve Mahşer
Uzun süre önce (bu sınav maratonuna girmeden, yaklaşık bir ay önce kadar) bu iki kitabını okudum Stephen King’in. Bana kalırsa o zaman yapmam gereken en iyi şeyi yaptım. Öncelikle Uykusuzluk’u okudum. Kitabın ismi gibi bir uykusuzluk hikayesi anlatılıyor. Ralph Roberts’ın karısını kaybettikten sonra yaşadığı uykusuzluk ve yaşlılık günleri çok iyi anlatılıyor. Tabi bu uykusuzluğun arkasında Stephen King’e özgü şeyler var. Kitabı okumayan ve ileride okumayı düşünen arkadaşlar için diyebilirim ki, üstadın okuduğum en iyi kurguya sahip kitaplarından biriydi. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Özellikle uykusuzluğun ileri zamanlarında Ralph Roberts’ın insanların “halelerini” görmeleri ve boyutlar arasında yolculuk etmesi kendisini bir süre “deli” hissetmesine yol açıyor. Ancak bu yaşadığı şeylerin delilik ya da yaşlılıktan ileri gelmediğini ve ulvi bir amaç için uykusuz bırakıldığını anlıyor. Kurgusu ve akışıyla okuduğum hoş bir kitaptı. 645 sayfalık kitabı o zaman 3-4 gün içinde okumuştum. (İyi ki de okumuşum)
Mahşer kitabına gelince, Uykusuzluk’tan sonra hemen hiç ara vermediğim bir Stephen King kitabıydı. Uykusuzlukla karşılaştırmam çok yanlış olur ancak bu kitabı Uykusuzluktan sonra okuduğum için kendi kendime sürekli kitabın bazı bölümlerini karşılaştırma ihtiyacı hissettim. Kurgu ve işleyiş bakımından biraz daha az özelliğe sahip Mahşer kitabı dünyada yayılan bir salgın hastalık sonucu Amerika’da kalan insanların mücadelesini anlatıyor. Tabi bu göründüğü gibi bir mücadele değil. Kötü ve şeytansı karakter Randall Flagg’a karşı birleşen iyi insanların hikayesini okuyoruz. Düşünsenize Dünya’da bir salgın hastalık oluyor ve tanıdığınız bildiğiniz herkes bir iki gün içinde ölüyor ve Dünya’da bir avuç insan kalıyor. Kalanlar nasıl ölmüyorlar diyeceksiniz, onların vücutlarında bilinmeyen bir nedenden dolayı yayılan virüse karşı bir bağışıklık var. Kalan insanların Randall Flagg veya Yüzü olmayan o adama karşı verdikleri mücadele ve aralarındaki maceralar gerçekten okunmaya değer. Bu kitabın filmi de varmış duyduğum kadarıyla. İnşallah birgün bulursam seyredeceğim.
Uykusuzluk ve Mahşer, Stephen King bölümüne eklediğim iki hoş kitaptı. Okumayanlara yüksek öncelikle Uykusuzluk’u tavsiye ediyorum. Okuyunca bana hak vereceksiniz.
6 YorumPages (49): « First ... « 36 37 38 [39] 40 41 42 » ... Last »