Hayat Ne Kadar Ritmik Olsa Da…
Evet başlıkta okuduğunuz gibi hayat ne kadar ritmik olsa da ben yine de 135-140 BPM arasında seyrediyorum hayatı. Okulda, işte, evde, her yerde kulağımda kulaklığım ve ruhumda çalan Trance müziğim ile kendimi hayatın ritmiyle dengelemeye çalışıyorum.
Ne yaşanan aşkların acısı, ne hüzünler kalıyor o zaman geriye. Sadece ben ve adeta bütünleştiğim müziğim kalıyoruz hayatta. Bir ezgi kulağımda öyle yankılanırken kendimi boşluğa bırakır gibi bırakıyorum birden. Sonrasında insanın kendinden geçtiği, bilinçaltına indiği, herşeyi geride bıraktığı o aralıktan giriyorum.
İnsanların yüzleri görünüyor gözümde sonra birer birer siliniyor. Sonra bir başkası görünüyor, sonra bir başkası. Yüreğimi ve beynimi bu denli ele geçiren o müthiş melodinin ortasında ağlıyorum istemeden. Üstelik bir yanım coşup kendinden geçerken gözlerim ve benliğim ağlıyor. Herşey için ama herşeye ağlamadan ağlamayı başarabiliyorum. Sanıyorum Trance müziğin bende yaratmak istediği etki de bu. Bu yüzden bu müziği çok seviyorum.
Boşuna demiyoruz “Trance is a lifestyle” diye. Hakikaten öyle… Hayatın ritmini bazen dengelemek bazen de tersyüz etmek için başka bir alternatif yok.
Trance’la kalın!
Yorum Yokİbret-i Alem İçin Komplo Teorileri!
Kurup kurup duruyorum bünyede bu tarz şeyleri. Neler olur acep diye… Bazılarını paylaşmak istiyorum sizlerle…
- Google denilen zat-ı şahane tüm interneti parasıyla satın alacak. Ama aldığı tüm siteleri ücretsiz kullanıma açacak. Birkaç site dışında internette Google’ın olmayan site kalmayacak. Tüm internet cemaati bu Google sitelerini kullanacak ve bilgilerini girecek. Google tüm bilgileri amerikan hükümetine verecek. Özel hayat diye bişey kalmayacak alemde. Donunun rengine kadar bilecek amerikan şerifleri…
- Amerika hiç yoktan 3. dünya savaşını çıkaracak, hem de İranla savaşmaya başlayarak!
- Küresel ısınma değil soğuma olacak, soğuktan telef olup gidicez alayımız. (tövbe tövbe)
- Yakında insanı komple kopyalayacaklar, bunu da öyle bir güzel hale getirecekler ki isteyen herkes istediği kişiyi kopyalayabilecek. Ah be bi olsa ben kimleri kopyalardım kendime.
- Uçan arabalar çıkacak yakında, ondan sonra havada kazalarda Türkiye başı çekecek. Alkollü Hava Aracı kullanmakta üstümüze olmayacak.
- Su en değerli şey haline gelecek yakın bir zamana kadar. Sonra su savaşları başlayacak. İnsanlar su için birbirini yiyip bitirecek. (Öyle olacak zaten dediğinizi duyar gibiyim)
Acayip şeyler olmayacak gibi değiller ama olacak gibi de değiller. Aklıma geldi öylesine.
Yorum YokCan Dündar’ın Fenerbahçe’mize Terbiyesizliği!
Efendim dün yani Cumartesi günü kahvaltı için ekmek almaya çıktığımda bir de Cumhuriyet gazetesi alayım dedim. Baktım ki Cumhuriyet yok ben de elimin altına Milliyet gelince onu aldım. (Yoksa Milliyet okuyan bir insan değilim. Bulursam Cumhuriyet alır ve okurum) Kahvaltı sırasında gazete okumak gibisi yoktur bilirsiniz. Velhasılı gazetemi, ekmeğimi alıp yola koyuldum.
Kahvaltı sırasında ve sonrasında gazeteyi okumaya başladım. Derken Can Dündar‘ın “Fenerbahçe Cumhuriyet’inde Bir Gece” isimli yazısını gördüm. Can Dündar’ın her zamanki köşesinde değil bu yazı gazetenin 2. sayfasına yazılmıştı. Resim ve taraftar portreleriyle desteklenmiş bu yazı her ne kadar iyi niyetler taşısa da benim hiç ama hiç hoşuma gitmedi!
Sayın Dündar yazısına güzel bir girizgah ile başladıktan sonra iç başlıkta şunu kullanıyor; Şükür Yerine Küfür. Burada bir iki taraftarın stada girmeden önce ve sonrasında yapmış olduğu bir iki küfürü söyleyip enstantaneleri aktarıyor. Hadi buraya kadar tamam ancak bu denli uzun bir yazıda sevgili Can neredeyse yazının yarısını bu küfür olayına ayırıyor.
Chelsea’nın Fenerbahçemiz ile kendi evimizde yapmış olduğu müsabakaya giden ve burada sadece duyduğu bir iki küfürü sayfasına taşıyan Can Dündar bana göre büyük bir yanlış içindedir. Zira maçta yaşanan bu kadar güzel olayı bir yana bırakmış, taraftarımızın bir takım kötü davranışlarını ve polislerle olan küfürleşmesini yazmıştır. Sayın Can Dündar bilmediğiniz birkaç şeyi ben size söyleyeyim;
O statda maç izlememiş bir insan değilim. Hem de çok büyük maçları seyrettim orada üstelik ben bir İstanbulluyum. Fenerbahçemizin maçlarına elimden geldiği kadarıyla gitmeye gayret ederim. Sizin bu gördüğünüz görüntüler ve duyduğunuz sözler sadece Şükrü Saraçoğlu’nda yaşanmıyor. Yarın öbür gün siz bir Beşiktaş veya Galatasaray maçına gidin orada da benzer görüntüleri bulursunuz. Ama yok yazınızda söylediğiniz gibi sizin futbolla pek alakanız yok o yüzden sadece “büyük maçlara” gidebilirsiniz. Bu da haliyle Fenerbahçemizin maçları olur. Ancak neden yazınızın yarısını hala o edilen “küfürlere” ayırdınız bunu anlamak çok güç.
Fenerbahçe Stadında taraftarlar artık küfür etmiyorlar, bu yüzden stadımıza bayan taraftarlarımız, hanımlarımız, kızlarımız dilediği gibi gelebiliyorlar. Takımlarını sahasında yalnız bırakmıyorlar. Sizin o bizlere aşılamaya çalıştığınız manzara bundan 10-15 yıl öncesine ait sayın Dündar! Rakiplerimizle çok değil kısa zaman önce yaptığımız müsabakalara bakarsanız kimlerin sahası kapatılmış kimlere “küfür” yüzünden ceza gelmiş bunu daha iyi anlarsınız sayın Dündar!
Futboldan anlamayan, hayatında doğru düzgün maça gitmemiş birisi olarak bunları yadırgamanız gayet normal. Ancak bunlar saha dışında bakın açıkça söylüyorum saha dışında bir iki taraftarımızın yaptığı ve onlara göre olağan olan şeyler. Ancak hem yönetimimiz hem de tribün liderlerimiz kesinlikle küfre karşılar ve temiz bir stadyum için canlarını dişlerine takıyorlar. Tabi siz kendinize ayrılan ve lüks locada maçı seyrettiğiniz için bunların farkında değilsiniz!
Fenerbahçe ve onun oynadığı muhteşem oyunu yazacağınıza tutup küfür olayından bahsediyorsunuz. Yemin ediyorum aynı gazetenin son sayfalarında alıntı yapılan Yunan Gazetelerinde Fenerbahçe maçının yankılarında sizlerden kat be kat güzel şeyler söylenmiş takımımız için. Siz bunu bile yapamıyorsunuz!
Söylemek istediğim çok şey var ama kendimi tutmak zorundayım. Yoksa kişilik haklarına saldırıdan hakkımda dava açılabilir…
1 YorumDüş Yakamdan Be Aşk!
Herşey onu ilk gördüğümde başladı. Yine üzerime yığınla umut ve heyecan çöktü seni gördüğüm an. Korkuyordum, bir kez daha aynı şeyleri yaşamaktan ama gözlerindeki ışığı gördükçe daha fazla sürükleniyordum gırdabına. Yanımda olduğun anları hatırlıyorum da kimi zaman hüzün bulutları kimi zaman da tarifsiz mutluluklar vermiştin bana.
Adın hiç önemli değil, sen benim için aşksın! Kimi zaman Leyla, kimi zaman Hayal! Ama artık düş yakamdan be aşk! İstemiyorum artık seni. Her gelişinde farklı birşeyler götürüyorsun benden. Her gelişinde kazanıp giden, beni benden alıp zafer edalarıyla yüzüme gülümseyen yine sen oluyorsun.
Karanlık gizemlerin içinde boğulmaktansa git be, düş yakamdan artık aşk!
Yorum YokYaşamımdan Kesitler, Bu Aralar Neler Oluyor
Merhaba sevgili arkadaşlar. Uzun süredir farkındaysanız siteme doğru düzgün yazı yazamıyorum. Aslında bunun birçok nedeni var. En önemlisi bütün bir hafta boyunca bilgisayarımın olmayışı mesela. Neden yoktu neler oldu diyeceksiniz ama açıklamak istemiyorum uzun hikaye sizin anlayacağınız. Bir de bu hafta sınavlarım başladı ve yoğun bir çalışma maratonu içine girdim. Bu nedenle istesem bile bilgisayar başında kalamıyorum.
Tüm bunlarla birlikte artık kendimi iyice bir Fizyoterapist olarak hissetmeye başladım. Hoş henüz 2. sınıftayız ama mesleğime ısındım ve gelişmeleri takip etmeye başladım. Elimden geldiğince mesleğimle ilgili bilgi toplamaya ve okulumun verdiği bilgiler ile yetinmemeye çalışıyorum. Bu yüzden internet başına geçince artık eskisi gibi tasarım ve internet dünyasına dalmaktansa bilgi aramayı tercih ediyorum. Bu aralar oldukça yoğun gidiyor yaşamım, hem okul hem sosyal yaşantı birbirine girmiş durumda. Ben bile kendimin nerede olduğunu bilmiyorum. Hayra alamet değil bizim gidişat ama bakalım işte…
1 Yorum