Cenab-ı Allah Kullarını Sever
Evet başlığa bakıpta yazımın çok dini içerikli olacağını falan düşünüyor olabilirsiniz ancak öyle olmayacak. Bu başlığı atmak içimden geldi ve yazacağım şeyleri şu anda ben bile kestiremiyorum.
Amma velakin bugün bir arkadaşımla konuşurken çok acayip şeyler aklıma geldi. Hayat kavramı, neden hayatta olduğumuz, hangi amaç uğruna yaşadığımız gibi bazı temel şeyleri sorgulamaya başladık. Konuyu ben açmadım, zaten açılmış olan bir konunun üzerine ben dahil oldum, olduruldum. Fakat bu konu ve konular benim bazı şeyleri düşünmeme neden oldu.
Hayatta her zaman istediğim şeyleri elde ettim. Bunu kimi zaman kendi başıma başardığımı düşünsem de her zaman birilerinin dolaylı ya da dolaysız yardımı oldu. Dolaylı yardımlar neyse de bazı işleri kendi başıma yaptığımı falan düşünmeye başlamıştım cahil zamanlarımda. Ancak öyle olmadığını anladım zamanla.
Sonuçta her zaman seni yönlendiren, hayatına yön veren bir ilahi kudret var. Bunu kesinlikel inkar etmiyorum. Dedim ya hayatta hep istediğim şeyleri aldım diye. Bunların hepsini Allah Teala sayesinde kazandım. Bu yüzden bazen insanoğlunun şu kendini yüceltmişliğine inanamıyorum. Biz ki bir toz zerresini bile kendi irademizle yaratamıyorken Allah (C.C) bizlere neler neler bahşetmiş, bu evreni bu kainatı bizim emrimize sunmuş. Bu ne kudret bu ne ihtişam Ya Rabbi! Gazabından rahmetine sığınırım.
En sonunda şunu düşünmeye başladım; hayatımda öyle anlar oldu ki kimi yerde artık yolun sonu burası tamam dedim, bittiğim noktaya geldiğimi düşündüm ama hep bir yerde bir zamanda bir olay oldu ve ben kendimi o sondan çıkmış buldum. Bunu ancak bir ilahi kudret gerçekleştirebilir diye içimden geçirdim.
25 yaşında hayatının daha baharında üstelik çocuk sayılabilecek bu biçare bunları düşünmeyi akıl edebiliyorsa o zaman ben Allah’ın sevgili kullarından biri miyim acaba? Yok yok öyle bir mertebeye kendimi layık göremem ama burdan şu sonucu çıkarırım: Cenab-ı Allah kullarını sever! Evet gerçekten öyledir, o bizlerin üzülmesine bir durum yüzünden acı çekmesine dayanamaz ve dilersek O lütufta bulunur.
Kaldı ki bu da Dua’nın gücüdür. Dua ile niyaz ile olur. Kimi biçare zamanlarımda yaşlı gözlerle yalvarıp Allah’a istemişimdir bir tatlı düşü… Allah biliyor ya hepsi olmuştur zamanıyla. Daha öncesinde dua ile ilgili yazdığım bir yazı vardı o geldi birden aklıma. Sanıyorum yine aynı şeyleri düşünüyorum. Bu düşüncemden de vazgeçmeyeceğim gibi.
5 YorumNice 19 Mayıs’lara İhtiyacımız Var be Atam!
Keşke yeniden olsa. Keşke bir millet yeniden 19 Mayıs ruhunu yaşayabilse, yeniden bulabilse. İçindeki durum ne denli farklı olursa olsun fark etmeyen tek şey var ki yine bağımlıyız Batı’ya, yine bağımlıyız körlüğe, inançsızlığa. Bizi koparıp alan, herşeyiyle üzerimize “medeniyet” getirdiğini vaadeden Batı’ya en güzel cevabı vermedi mi Mehmet Akif; Medeniyyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar! diyerek…
19 Mayıs 1919 bir milat, bir başlangıç, bir mihenktir bizim için. Bu gün daha iyi anlamamız daha iyi bilmemiz gerekir ki bu millet her ne şartta olursa olsun azmiyle ve mücadelesiyle asla teslim olmamıştır. Yine de olmayacaktır…
Bu millet öyle bir millettir ki içinden nice mucizeleri gösteriverir dünyaya Atatürk misali.
Gençliğimize armağan edilen bu güzel günde Atamızın sözlerini unutmamak dileğiyle…
Yorum YokIV. Dumlupınar Fizyoterapi Seminerleri
Dumlupınar Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu’nun organize ettiği IV. Dumlupınar Fizyoterapi Seminerleri ve I. Ulusal Fizik Tedavi Öğrencileri Sempozyumu ve Kariyer Günleri’ne katılmak üzere yarın yola çıkıyoruz. Dokuz Eylül Üniversitesi olarak 2. sınıflardan 5 kişinin katılımı ile etkinlikte yer alacağız. Bu etkinlik 15-17 Mayıs tarihleri arasında DPÜ Merkez Kampüs İktisat Fakültesi’nde yapılacak.
Ben de Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu’nu tanıtıcı bir sunum ile orada yer alacağım. Okulumuzda 3. ve 4. sınıfların yoğun programından dolayı katılım sadece 2. sınıflarla sınırlı kaldı ancak gidecek ekipte bu konulara yoğun ilgili bir ekip olduğu için problem olmayacak.
Seminer ve Kariyer Günleri sonrasında sanıyorum Fizyoterapi Öğrenci Platformu olarakta bir toplantı yapacağız ve önümüzdeki günlerde yapılacak olan şeylerden bahsedeceğiz. İlerleyen günlerde Seminerle ilgili detayları sitemden aktaracağım.
Yorum YokBenim Annem Güzel Annem
Bugün Anneler Günü. Hoş aslında her Allah’ın günü Anneler Günü olması lazım. Çünkü kim ne derse desin annenin hakkı asla ödenmez. Ne demişler “Anneni sırtında 7 sefer Hacc’a bile götürsen hakkını ödeyemezsin”. Evet gerçekten öyle.
Bazen düşünüyorum şu hayatta annem olmasaydı ne yapardım acaba diye. Sorunun cevabını bulamıyorum. Bu durumumda olur muydum, bu eğitim düzeyine ulaşır mıydım, onları da geçtim bu yaşımı görebilir miydim acaba diye sorduğum oluyor kendime. Sonra anlıyorum ki annemin hakkını asla ödeyemem!
Ayağının altına Cennet serilen analarımızın hepsinin Anneler Günü kutlu olsun… Benim annem yanımda değil sarılıp öpemiyorum, koklayamıyorum, yanında olanlar benim yerime de ellerinden yanaklarından öpsünler annelerinin. (Çok duygulu yazdım be)
Yorum YokTFD İzmir Toplantısında FÖP Olarak Yeraldık!
Hemen belirteyim ki TFD, Türkiye Fizyoterapistler Derneği’dir. TFD’nin İzmir’de 9 Mayıs’ta yaptığı toplantının sonunda Fizyoterapi Öğrencileri Platformu olarak bir sunum gerçekleştirdik ve hocalarımıza oluşumumuzun amaçlarını, nedenlerini, yapacağımız etkinlikleri anlattık.
TFD toplantısının sonrasında hocalarımız değerli vakitlerini ayırıp bizi dinlediler. Birleşme Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu’nda gerçekleşti. FÖP başkanı Metehan, ben ve Vedat (Dokuz Eylül) bir de Sümeyye (Muğla) toplantıya öğrenci temsilcileri olarak katıldık. Sunumu Metehan yaptı ve amacına ulaşan bir sunum oldu.
Sunum sonrasında dernek başkanımız Prof. Dr. Yavuz Yakut bu denli geniş bir oluşum beklemediklerini dile getirdi. Diğer dernek yönetim kurulu üyeleri de aynı görüşleri paylaştılar. Yavuz Bey bize her türlü konuda destek olacaklarını açıkladı. Oluşumumuzun yasal bir çerçeveye oturabilmesi için bizzat dernek avukatıyla görüşeceğini de sözlerine ekledi.
Toplantı benim için FÖP tanıtımından ziyade manevi bir önem arzediyordu. Zira eski hocalarım olan Prof. Dr. Yavuz Yakut ve Prof. Dr. Fatma Uygur hocalarımın karşısında ben de bir iki soruyu yanıtladım. Toplantı sonrasında hepsiyle tek tek görüştüm. Fatma hoca beni bir yerden çıkaracağını söyledi. Ben de ona “Hocam 2001-2003 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi’nden eski öğrencinizim” dedim. Adımı unutmamış sen Volkan’sın değil mi diye sordu. Benim için gurur verici birşey bu.
Kendi okul hocalarım ve derneğimizin çeşitli illerdeki temsilcilerinden böylesine bir ilgi görmek bizi çok mutlu etti. İleride inşallah FÖP daha geniş açılımla hem dernek yönetimiyle hem de öğrenci arkadaşlarımızla birlikte olacak.
Bu oluşumun içinde ve bizzat böylesine miladi bir gününde yer aldığım için çok mutluyum. İleride geçmişe baktığımda FÖP artık kemikleşmiş bir yapı olacak ve ben bu yapının oluşumuna katkıda bulunduğum için kendimle gurur duyacağım.
Yorum Yok