Takva filmini izledim…
Bu akşam evde Takva filmini izledim. Ne zamandır seyretmeyi istediğim bir filmdi Takva ve Araf. (Araf’ı daha seyredemedim ama kısa zamanda seyredeceğim inşallah) Filmin biraz eleştirisini yapmak gerekirse Zikir sahnelerini hiç beğenmedim. Biraz zikir ayini seyretmiş olsalardı atlamayacakları birçok noktaya değinirler ve daha gerçekçi çekebilirlerdi. Özellikle Erkan Can filmi tek başına götürmüş diyebilirim. Sonuçta Güven Kıraç’ta çok kaliteli ve iyi bir oyuncu ama filmde fazla rolü yoktu ve biraz daha sönük kaldı. Erkan Can’ın oynadığı Muharrem karakterinin psikolojik değişim aşamaları çok iyi verilimiş bana kalırsa, geçişlerde biraz bocalama olsa da sonuçta size o insanın değiştiği imajını veriyor. Bunun dışında filmin çekildiği yerler benim yıllarca oynadığım, büyüdüğüm yerler. Yani Fatih ilçesi güzel İstanbul’umuzun. Bir anda çocukluğuma döndüm, 3 yıl boyunca Çarşamba semtinde kaldık. Daha sonra değişik yerlerinde oturduk Fatih’in ve hala orda oturuyoruz. Filmde gördüğüm birçok yer orjinal haliyle çekime alınmış, hiçbir değişiklik yapılmamış bu çok hoşuma gitti. Sadelik ve orjinallik korunmuş, birçok filmde sırf filmin yapısına uysun diye güzelim yerleri değiştiriyorlar ama bu sefer öyle olmamış. Film hakkında son olarak şunları söyleyebilirim ki, Dabbe ve Beyza’nın Kadınları gibi filmlerde olduğu gibi İslami öğeleri daha fazla ön planda görüyoruz. Bu sonuçta filmin senaryosuna da bağlı. Ancak gerçek temellere dayandırılmak isteniyorsa bir film kesinlikle İslami objeler kullanılmalı, kaldı ki Hristiyanlar bunu çoğu kez yapıyorlar. Kuran’ı Kerim bu filmde çok az dinletiliyor ama olsun. Sonuç itibariyle çok kaliteli bir film izlediğimi düşünüyorum. Son zamanlarda izlediğim en iyi Türk yapımı filmlerden birisi. Tüm emeği geçenlere saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.
7 Yorum Yapılmış
Bu yazı için yorum yapın
ben de izledim bence cemaat olayı bu kadar açık ve net anlatılamazdı sanırım…bide çocukluğumuzun geçtiği yerlerde geçiyo olması filmi daha değerli kılıyo benim için…izlemeyenlere ve ilgisi olanlara tavsiye edilir…
Araf filmini beklentiler içinde izlemeni hiç tavsiye etmiyorum, Araf bambaşka bir noktada çekilmiş film, o yüzden değişik gelebilir, hatta sevmeyebilirsin filmi de tavsiyem, Araf’ı bambaşka bir düşünce periyodunda izlemen.
@Erkan (öz be öz kardeşim olan Erkan’a diyorum) filmin çocukluğumuzun geçtiği yerlerde çekilmiş olması beni daha bir etkiledi. Hatta filmin bir bölümünde dedim ki “yemin ediyorum burası Fatih başka hiçbir yer olamaz”. Sonuçta arkadaşlarım da beni doğruladılar. Film Fatih’te bizim her zaman arşınladığımız yerlerde çekilmiş.
@Erkan (Erkan Kavaş) Araf filmini nasıl bir beklentiyle seyredeceğimi bilmiyorum ama sanırım Takva ile aynı tadı almaya çalışacağım. Şayet film dediğin gibiyse zaten düşüncelerim farklı olur. Beni uyardığın için teşekkür ederim. Bu arada çok hoş bir siten var başarılarının devamını diliyorum .
Göklere sığdırılmayan Takva filmi üzerine İhsan Kabil ile yapılan röportajı okumak için tıklayın
http://www.sinemuslim.com/index.php?option=com_content&task=view&id=143&Itemid=30
uzun bir aradan sonra, sitem hakkında yorumun için teşekkürler.
Dinimizi yaşanmaz göstermeyi amaçlıyor [Ahsen Irmak/18-Aralık-2006]
Takva hakkında yazdığınız iki yorumu da beğeniyle okudum. Yalnız ben takvanın iyi niyetli bir çalışma olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Bence film dinimizi (özellikle takva boyutunu) yaşanmaz göstermeyi amaçlıyor. “Takvalı olmaya çalışırsanız sonunuz bu adam gibi delirmek olacaktır, yol yakınken gelin vazgeçin.” demek istiyor.
Filmdeki en saçma iki bölüme (çünkü saçma olan daha başka şeyler de var.) dikkatinizi çekmek istiyorum:
1. Takvalı(!) Muharrem’ in Kosovalı çırak Muhitin’le olan tartışması: Çırak (Allah katında belki de Muharrem’in yaptığı duadan daha makbul olan) fiili bir dua yaparak ülkesi için yadım topluyor, fakat Muharrem “Ben sizin için kaç gece Allah’a dua ettim!” diyerek onu azarlayıp tartaklıyor. Şimdi bu takvalı(!) insanın fiili bir duaya neden engel olmaya çalıştığını bir düşünelim. Olayın devamı bize nedeni açıklıyor aslında. Bence neden, senaristin kendi düşüncesini çırağın ağzından söylemek istemesi: “ Çocuklar ölürken Allah neredeydi?“
2. Filmin sonlarına doğruysa bu ilk yazdığımdan çok daha saçma hatta sapıkça bir şey oluyor: Takvalı(!) Muharrem işlediği bir günah yüzünden (defalarca ağlayarak tövbe etmesine rağmen) “…Kafirler güruhu dışında hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf Suresi- 87) ayetini unutarak deliriyor. İşte ikinci büyük saçmalık!
Saçma bulup garipsediğim başka şeyler de var tabii:
- Film neden (sure ve ayet numarası yazılmamış bir) Kur’an ayetiyle başlayıp Nazım Hikmet’in sözleriyle son buluyor?
- Ankara’dan gelen misafirler için normal zamanın dışında zikir yapılması ayrıntısıyla anlatılmak istenen dergahın siyaset gibi dünyevi işlerle alakalı olduğu mu?
- Şeyhin kızının kuyumcudan altın alırken gösterilmesinin nedeni dergah için toplanan paraların bu yollara kullanıldığını göstermek mi?
- Sonra Muharrem’in şehvet içerikli rüyalarındaki kadın neden şeyhin kızı çıkıyor?
- Ayrıca şeyh müridinin kafasını kendisininkine dayayarak şüphesini nasıl alıyor? Senarist acaba bunu nerde görmüş?
- Efendimiz’in (s.a.v.) onu görmeye gelenlerin Hz. Ebu Bekir’i peygamber sanmalarına neden olacak kadar mahviyet insanı olmasına rağmen bu şeyhe ne oluyor da diğer insanlardan yüksekte oturuyor, etek öptürüyor, müridleri yanında sıkıla sıkıla konuşuyor ve kimse şeyhe arkasını dönemiyor?
- Bir de Muharrem o kadar takvalıysa neden müteahhide hesapta hata yaptığını söylemekten çekiniyor ve haram olduğu halde o parayı alıyor?
- Son olarak belki önemsiz bir ayrıntı ama dikkatinizi çekti mi bilmiyorum filmin başında bizim takvalı(!) Muharrem abdest sırasını karıştırıyor. Namazını kılar kılmaz da “ mü’minin üzerine güneş doğmamalı” sözünü unutarak yatağına dönüyor.
Tüm bu saçmalıklardan sonra görülüyor ki film takvalı insanı değil İslam diniyle uzaktan yakından alakası olmayan (ki bunu filmden anlayabiliyoruz) senaristin takvaya bakış açısını yansıtıyor. İşin kötüsü İslam’ ı fazlaca bilmeyen insanlar da dinimizi gerçekten filmde anlatıldığı gibi zannediyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen Çağrı filmini büyük beğeniyle izlediğimizi düşününce yabancılar takva isimli bir film çekselerdi bizimkilerden daha insaflı olurlardı diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
¬ Bence kötü [Cumali Esen/14-Aralık-2006]
Takva fimini beğenmedim.Nedeni de bir kere filmin Takva kavramıyla uzakdan yakından alakasız olması.Ben şahsen İslami bir mevzunun hakkıyla anlatılabilmesi için, onu bilmek ve tanımak gerektiğine inanıyorum. Barlarda sigara içerek yazılan senaryolardan daha fazlasını beklemek elbette manasız ama yine de bu tür hassas mevzuların işin ehlileri tarafından yapılmasını istemek hakkımızdır. Filmdeki bazı bel altı sahneler ve finaldeki Nazım Hikmet şiiri tüm samimiyeti alaşağı etmeye yetmiş.
Serkan güzel tesbitlerde bulunmuşsun. Bunları bende gördüm. Ancak burada yazmaya kalksam bir ton yazı yazmam gerekirdi. Senin söylediğin şeylerin üzerine de bazı noktalara temas edilebilir. Film bu nedenle ucu açık bir film. Birçok çelişki barındırıyor ancak çekim kalitesi ve oyunculuğuyla iyi olduğu kesin. Zaten bu kadar sevilmesinin sebebi bu sanırım. Filmin İslamiyet’i yansıtmadığını yazımda söylemeye çalışmıştım. Zaten bir insan İslamiyeti bir filmden öğrenemez. Bu da öğrenilmeye kalkarsa böyle olacağını gösteriyor. Filmi buraya yazdıktan sonra 3 kez daha okudum ve bazı yerlerde aklıma acayip acayip şeyler geldi. Bunları burada yazmak istemiyorum. (zaten yazarsam sitemi falan kapatırlar, mazallah)
Serkan ve diğer yorumcu arkadaşlarıma yorumları için çok ama çok teşekkür ediyorum.